·104 syf.··Beğendi
···Okunma: 12 Haziran 2025 20:43 Felsefe bir iz değil, yürüyüşün kendisidir. Bu kitap üzerinden, filozofların hatasız olmadığını, onların da insan olduğunu; onları anlamanın ise taklit değil, kendi aklımızla yeniden üretmek olduğunu düşündüm. Loukianos’un sivri mizahı ve zamanlar ötesi eleştirisi eşliğinde felsefe okumanın ne demek olduğunu yeniden sorguladım.
Filozof olmak, filozofçuluk oynamak değildir.
Felsefe… Büyük bir ideal gibi durur uzaktan. İnsan aklının en yüce uğraşı. Ama gerçekten öyle mi? Loukianos, bu soruyu alıp hem alayla hem keskin zekâyla ortaya koyuyor ve şöyle diyor adeta:
Filozof musun? Ne ürettin?
Kitabın ilk bölümünde filozofların pazar yerinde satıldığı sahne oldukça çarpıcı: Diyojen, Sokrates, Aristippos, Khrysippos, Pyrrhon… Her biri, fikirleriyle müşteriyi ikna etmeye çalışıyor. Ama burada yazar yalnızca felsefi düşünceleri değil, onların ardındaki insanları da gösteriyor. Ve belki de en önemlisi: felsefe yapmanın, filozof olmakla aynı şey olmadığını sorguluyor.
Kitabın ikinci bölümünde ise eleştiri daha da keskinleşiyor. Bu kez hedefte filozoflar değil, onların taklitçileri var. Platon’un, Aristoteles’in, Diyojen’in yolundan gittiğini iddia eden ama gerçekte yalnızca onları tekrar eden, hiçbir yeni düşünce üretmeyen, yaşamı sorgulamayan, kendi aklını işletmeyen insanlar…
Yeni Platonculuk, Aristotelesçilik, Diyojencilik… Sanki oyun oynar gibi filozofçuluk oynuyorlar.İşte bu eleştiri yüzyılları aşıyor.
Gerçek filozofun, bir düşünceyi sadece tekrarlayan değil, o düşünce üzerinde yeniden düşünen, ekleyen, eleştiren, dönüştüren olduğunu hatırlatıyor Loukianos. Çünkü Platon da bir şey kattı. Aristoteles de. Khrysippos da. Ama onların ardından gelen birçok kişi, yalnızca onların isimlerini birer siper gibi kullanarak düşünmeyi bıraktı.
Ve bu durum sadece Antikçağ’ın değil, bugünün de sorunu.
Bugün de kendini filozof sanan ama yalnızca başkalarının cümleleriyle konuşan insanlar yok mu? Bugün de bilgiye dayanmayan bir bilgelik gösterisi yok mu? İşte Loukianos, hem zamanının hem de zamanımızın aynasını tutuyor bize.
Bu kitap bana şunu düşündürdü:
Filozoflar da insandır. Onları sorgulamak, eleştirmek hakkımızdır. Ama daha önemlisi, onların bıraktığı fikirleri taklit değil, dönüştürerek yaşamak gerekir. Düşünce bir emanetse, o emaneti sadece korumak yetmez; onu büyütmek, işlemek ve kendi aklımızdan geçirmek gerekir.
Çünkü felsefe, yalnızca bilgi değil; bir sorumluluktur.
Ve bu sorumluluğu hakkıyla yerine getiren herkes, bir filozofa dönüşür.