Transilvanya'da yer alan Karpatlar Şatosu, yıllardır sessizliğe gömülmüş, sahipsiz, terkedilmiş halde bulunmaktadır. Batıl inanışları fazla olan bölge halkı tarafından lanetli, perili olarak görülen bu şatodan, bir gün ansızın bir duman tüter ve insanlar panikleyerek ne yapacaklarını bilemezler. En sonunda şatonun esrarını çözmek, bu yaşam belirtisinin kim/kimler ya da neler tarafından verildiğini bulmak için iki kişi gitmeye karar verir ve ardından yaşanan esrarengiz olaylar silsilesi başlar. Yazar, gotik ve bilim kurgu unsurlarını çok iyi harmanlıyor ve hikâyeye ustaca yedirmeyi başarıyor. Batıl inanış eleştirisi bolca var. Tek olumsuz tarafı başlangıçta çok fazla gereksiz coğrafi betimlemeye yer vermesi. Bu kadar çok ayrıntının olay örgüsüne hiçbir katkısı yok, aksine tempoyu düşürmekten başka bir işe yaramıyor. Bu durum açılışta hikâyeyi aşağıya çeken unsur olarak göze çarpıyor. Devamında gelişen durum ve olaylar ise akıcı şekilde ilerliyor. Okuru merakta bırakmayı başarıyor.