Geçmişinin tutsağı olan insan, içsel dünyasına inebilme özgürlüğüne sahip değildir; sürekli kendisini gözlemler ve yargılar. Özgür insan ise kendini gözlemlemeden hayata katılır.
Yazar burda bir çelişkiye düşmüş gibi geldi bana: ilk cümlede özgür olmayan insanın içsel dünyasından bihaber olduğunu, ikinci cümlesinde ise özgür insanın kendini gözlemlemeden yaşadığını söylemiş. Ama ilk cümledeki yargının zıttını alırsak; özgür insan içsel dünyasına giriş yapabiliyor. Bunu kendini gözlemlemeden nasıl yapacak peki?