Puan vermedi·760 syf.····Okunma: 16 Haziran 2025 00:36 Bu kitabı okurken Nietzsche'nin " ...ve dans edenler deli sanıldı, müziği duymayanlar tarafından." sözü aklımdan hiç çıkmadı. Beraberinde bir insanın, özellikle başkahraman Prens gibi, iyi ve saf niyetli bir karakterin toplum tarafından "deli" ve "budala" olarak adlandırılması, bana "iyi insanlar bu dünyada varlığını ne kadar güçlü ortaya koyabilir?" sorusunu da sordurttu. Düşünceler zihnimde birbirini kovalıyor. Her bakanin aynı ama yanlış bir şeyi gördüğü ve anlamdırdığı fakat bu süreçte kimsenin kendisini bir süzgeçten geçirmedigi, belki ezbere, dogmatik ve çıkarcı bir toplum icerisinde niyetini saf ve iyi tutmus durust bir insanin bu saflığı, iyiliği ve dürüstlüğü ancak "kafayı yemiş" olmasıyla karşılık buluyor romanda. Okurken cogu yerde öfkelenecek, bazen o toplumun üyeleri gibi düşünecek(çünkü esasen onlardanız), bazense karakterle benzeşim kurup üzüleceksiniz.
Fazlaca betimleme fazlaca uzun diyaloglar icerisinde bulacaginiz zengin alt metinler, felsefi ve sosyolojik dusuncelere yonlendirecek sizi. Özellikle ölümüne hastalığı sebebiyle az bir vakit kalan Ippolit'in "açıklama" isimli yazısının (romanda beni etkeleyen kısım olması sebebiyle) okuyucular tarafından kitabın en etkileyici kısımlarından biri olarak değerlendirileceğini düşünüyorum.
Ben sevdim, tavsiye ederim. Prens'ler çok olsun..