·144 syf.····Okunma: 16 Haziran 2025 18:29 Kitabı bitirdiğimde hissettiğim şey, hayal kırıklığından ibaretti. Ne korkusu korku gibiydi, ne de gerilimi gerçekten içine çekiyordu. Hakkında söylenenlerin gölgesinde kalmış, fazlasıyla abartılmış bir anlatı olduğunu düşünüyorum. Evet, romanın atmosfer kurmadaki başarısını inkâr etmek zor. Bly Malikanesi, huzursuzluk taşıyan bir yer olarak oldukça etkileyici tasvir edilmiş. Gotik roman havası, özellikle ilk bölümlerde oldukça kuvvetli. Ancak ne yazık ki bu atmosferin üzerine inşa edilen olay örgüsü hem aşırı yavaş ilerliyor, hem de birçok noktada tekrar hissi yaratıyor. Çoğu şey ısıtılıp ısıtılıp önümüze koyuluyor. "Hayalet mi var, yoksa mürebbiye mi hayal kuruyor?" sorusu romanın omurgasını oluşturuyor ama cevap verme konusunda oldukça ketum davranıyor kitap. Bu belirsizlik bazı okurlar için derinlikli bir okuma sunabilir belki ama bana göre sadece okuru oyalayan, yer yer gereksiz uzatmalarla sabrı sınayan bir teknik haline gelmiş. Her sahnede "acaba gerçekten gördü mü?" sorusunu sormaktan yoruluyorsunuz. Üstelik mürebbiyenin iç sesi, ilk başta merak uyandırıcıyken zamanla takıntılı, hatta sinir bozucu bir hâl almaya başlıyor. Yine de şunu kabul etmek lazım ki yazar, çocuk karakterleri olağanüstü bir şekilde gizemli kılmış. Flora ve Miles, bir yandan melek gibi görünürken diğer yandan karanlık bir taraf taşıyorlar. Okuru tetikte tutan şeylerden biri bu ikilinin gerçekten ne kadar masum olduğu sorusu. Kitap, “okuyayım da bitsin” türünden bir deneyim oldu benim için. Sona gelindiğinde yaşanan büyük olay, “hah, işte şimdi taşlar yerine oturacak” dediğiniz anda geliyor ama cevap vermektense daha da fazla belirsizlik yaratıyor. Kitabın sonunda “bu muydu yani?” dememek elde değil.