K491

@491_
Din sömürüsüne dayanan iktidarlar mutlak yıkılmış­tır
9/10
·232 syf.··
Beğendi
·
2025 12. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2025 19:40
Hilafetin kaldırılması, eğitimin tamamen Milli Eğitim Bakanlığı yetkisine alınması, tarikat ve cemaatlerin yasaklanma­sı, medreselerin kapatılması, bize Diyanet'in kuruluş gerçekliği­ni gösteriyor; dini konularda resmi bir başvuru merkezi ve karar mercii olarak dini doğru anlatmak, tarikat ve cemaatlere fırsat vermemek, laik devlet düzeninin sağlanmasına katkı koymak. Bunlar Diyanet'in esas görevleri olarak önünde duruyor. Peki, bugünün Diyanet yöneticileri, bu görevin farkındalar mı? Diyanet'in, iktidarla iç içe girdiğinin en somut örneklerinden biri 2021'de yaşandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Boğaziçi Üniversitesi'ne Melih Bu­lu'nun rektör olarak atanmasıyla başlayan eylemlerin gündemde olduğu sırada Bulu'yu protesto eden Boğaziçili öğrencileri hedef gösterdi. 3 Şubat'ta partisinin Artvin, Bilecik, Çankırı, Gaziantep ve Iğ­dır 7. Olağan İl Kongrelerinde yaptığı konuşmada, "Terör örgütle­rinin üyesi olan bu gençleri biz ülkemizin gerçek manada milli ve manevi değerlere sahip gençleri olarak kabul etmiyoruz. Zira siz öğrenci misiniz, talebe misiniz, yoksa siz rektörün odasını basma­ya kalkışan, orayı işgale kalkışan terörist misiniz?" dedi. Tabii ki bu açıklamayı takip eden Diyanet, iki gün sonra Cuma hutbesinin konusunu "Gençlerimiz: En Büyük İmkan ve Zengin­liğimiz" olarak seçti. "Gençlik iyi değerlendirildiğinde kişiye dünya ve ahiret saa­detini kazandıracak, aksi halde ise pişmanlıkla anılan yıllara dö­nüşecektir" denilen hutbede, tıpkı Erdoğan gibi "milli ve mane­vi değerlere sahip gençler" vurgusu yapılarak, "Aziz Müminler! Gençlerimiz, geleceğimizdir, umudumuzdur. Bizi güçlü kılan en büyük imkan ve zenginliğimizdir. Her bir gencimiz bizim için ayrı bir değerdir; ilgiyi, iyiliği, desteği ve sevgiyi hak etmekte­dir. Onların insanlığa faydalı, milli ve manevi değerlerine bağlı, bilinçli ve ideal sahibi fertler olarak yetişmeleri için hep birlikte gayret gösterelim" ifadeleri kullanıldı. . . . Diyanetin bir diğer siyasal iktidarla iç içe girdiğini ve ordan talimat aldığı bir başka örnek 2023'ün en tartışmalı konularından biri Suriyeliler, kaçak göç­menler, sığınmacı akını ve olası yeni göç dalgaları ile iç siyasete yansımaları, toplumsal tepkilerdi. Ağustos ve Eylül aylarında bu tartışmalar da giderek artmaya başladı. İşte bu noktada Diyanet devreye girdi. 1 Eylül 2023'teki Cuma hutbesi, "Sakın İncitme Bir Canı" başlı­ğıyla yayınlandı. "Birlik ve beraberlik" temalı hutbede, "Yüce di­nimiz İslama göre dili, ırkı, rengi, cinsiyeti, mezhebi ve meşrebi ne olursa olsun her insan değerlidir, hürmete layıktır. Ayrıştırmak, ötekileştirmek, dışlamak, hor görüp ayıplamak hayatımızın hiçbir alanında yer bulamaz. Ayrıştırıcı değil, birleştirici olalım. Birlik ve beraberliğimizi, toplumsal barış ve huzurumuzu zedeleyecek her türlü söz, tutum ve davranışla topyekun mücadele edelim" denildi. Bu hutbenin ardından Diyanet'e, ilahiyatçılardan da eleştiri­ler gecikmedi. Cumhuriyet'e konuşan Prof. Dr. Şahin Filiz, Hazreti Ali'nin Haricilere yönelik "Doğru bir ayeti yanlış bağlamda kulla­nıyorsunuz" sözünü anımsattı. Sınırlardan milyonlarca yabancı­nın geldiğini söyleyen Filiz, şu ifadeleri kullandı: "Uluslararası sığınmacı işgaline karşı Türk milletinin haklı tepki­sini din üzerinden boşa çıkarmaya dönük bir hutbe olduğu izle­nimi veriyor. Mazlum ve mağdur Müslüman söylemlerinin dini ve insani gerekçesini bulamadıkları için şimdi de Kuran'daki evren­sel mesajlar üzerinden Türk milletini daha fazla tehlikenin içine çeken sığınmacı ve kaçak sorununu dini hoşgörü ile karşılamayı telkin eden, yanıltıcı bir hutbe. Ülkemiz insanlarını ateist, deist, hakiki mümin diye ayırıp din eğitimi adı altında İslamın tek bir açıdan öğretilmesini dayatan Diyanet, önce bu birleştirici hut­beden kendisi ders çıkarmalı. Hududu namus bilen Türk milleti, kimseye etnik ya da mezhepsel ayrımcılık yapmıyor, sadece hu­dudunu ve vatanını koruyor. Hangi ülke, sınırlarından sel gibi akan insanları kabul edebilir?" Cumhuriyet'e konuşan Prof. Dr. İsrafil Balcı ise "hutbenin son dönemlerde artan sığınmacı sorununa karşı yükselen toplumsal tepkiyi hafifletmeye yönelik subliminal mesajlar içerdiğini" be­lirtti. "Yer yer politik gündemle alakalı konulara karşı hayli du­yarlı olan Diyanet, dini -siyasi içerikli mesajlar verirken nedense ülkemizdeki devasa sorunlar karşısında bir tek kelam etmiyor" diyen Balcı, "Hutbede kimi ayetler ve rivayetlerden hareketle verilen barış-kardeşlik mesajlarının uygulamada hiçbir karşılığı yok. Tarihsel tecrübe, din kardeşliği söyleminin hiçbir karşılığının olmadığını gösteren örneklerle dolu. Aynı anlayışı bugün Diya­net'in de benimsediği Sünni paradigma söyleminde de görebili­riz. Dinin barış ve kardeşlik mesajlarını sözde değil, özde benim­semek gerekir" ifadelerini kullandı. * * * Erbaş'ın Diyanet İşleri Başkanlığı görevindeki bulunduğu se­kiz yılda Atatürk'ün adı hiçbir hutbede geçmedi. Kimi zaman ulu­sal gün ve bayramlar bile hutbelerde anılmadı ya da kutlanmadı. Diyanet'in özellikle ulusal gün ve bayramlara denk gelen hutbe­leri, yurttaşlarca yakından takip edilir oldu. Bu günlere ya da bu günlerin olduğu haftaya gelen hutbelerde Atatürk' ün anılmaması ya da ulusal bayramların kutlanmaması her seferinde muhalefe­tin eleştirileriyle karşılandı. Bazı tartışmalar o denli alevli oldu ki istifa çağrısı dahi yapıldı. Her ulusal gün ve bayramda Ulu Önder Atatürk'ün ebedi istirahatgahı Anıtka­bir'de tören düzenlenir. Erbaş, görev yaptığı 8 yılda onlarca töre­nin hiçbirinde Anıtkabir'e gitmedi. Bu törenlerin dışında göreve atandıktan sonra ya da bu ulusal gün ve bayramlar dışında da Anıtkabir'e hiç gitmediği biliniyor. * * * Son olarak din, yüzyıllar boyunca iktidarların dayanağı, meşruiyet aracı olarak kullanılageldi. Bu durum, demokrasinin geliştiği dönem­lerde değişecek gibi bir izlenim oluşturduysa da sonuç, gelişme­miş ya da az gelişmiş toplumlarda değişmedi. Türkiye'de başta Atatürk olmak üzere kurucu kadrolar, top­lumsal yaşamın tamamen akıl ve bilime dayanması için gayret gösterdiyse de kısa sürede baş gösteren karşıdevrim, dini kulla­nan iktidarlar eliyle hızlandırıldı. Tek parti iktidarının son dö­nemlerinde verilen tavizler karşıdevrimi durdurmadı; aksine kapalı duran bir kapıyı aralaması nedeniyle kapıda bekleyen kar­şıdevrimin kapıyı sonuna kadar açmak istemesiyle, neticede de açmasıyla sonuçlandı. Laiklikten verilen tavizler; soldan sağa hızlı bir kayışa, emek­ten sermaye tarafına geçişe, sömürünün ağırlaşmasına, başta eği­tim olmak üzere toplumun dinselleştirilmesine ve bu sayede itiraz etmeyen, yalnızca şükreden, itaat eden bir toplum yaratılmasına yol açtı. Türkiye'nin yakın tarihi, bu savın altını doldurabilecek yüzlerce örnekle dolu. Vicdanlarda özgürce yaşanması gereken dinin siyasete alet edilmesini engel­lemek, doğru dini bilgiyi sağlayarak toplumu sahte haa-hocala­ra, tarikat ve cemaatlere muhtaç bırakmamak amacıyla kurulan Diyanet, bugün kuruluş amacından tamamen sapmış durumda. Diyanet, Muaviye'nin Sıffin Savaşı'nda mızrak­ların ucuna Kuran sayfaları taktırması gibi sıkıntılı olduğu değer­lendirilen her konuda ortaya çıkıyor. Cumhurbaşkanı "Şükredin" dediğinde birden şükür temalı hutbe veriyor. Kriz mi var, hemen bir fetva dolaşıma sokuluyor. Siyasette işler kötü mü gidiyor, Di­yanet İşleri Başkanı bir programda Cumhurbaşkanı ile birlikte dua ediyor ... Türkiye'nin daha iyi bir geleceğe erişmesi için değişmesi gere­ken şeylerin başında belki de Diyanet'in mevcut durumu geliyor. Eleştirel ve hür aklı baskı ve kontrol altına almak isteyen yapıla­ra karşı Diyanet, kuruluş amacına geri dönmeli. Laikliği güvence altına alan anayasa içindeki görevini yeniden üstlenmeli ve laik­liğin yerleşmesi için çalışmalı. Siyasetle bağını koparmalı, yalnız­ca doğru dini bilgi için çalışmalı. İktidara, daha doğrusu devlete paralel güç oluşturan İslam dışı yapılar ile mücadelede öncülüğü Diyanet üstlenmelidir.
İktidarın Kılıcı ve Kalkanı: Erbaş’ın DiyanetiSefa Uyar · Kırmızı Kedi Yayınevi · 202526 okunma
·
193 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.