·238 syf.····Okunma: 17 Haziran 2025 22:05 “..El-Hallac… barış şehri Bağdat’ta yaşayan o tanrı dostu insan; Hüseyin İbni Mansur.. uzun tefekkürlere dalması, sufizmin yolundan gitmesi ve ruhsal inkişaf göstermesinden dolayı bir türlü anlaşılmayıp; tanrı dostu olan bu adam, dine küfretmek ve insanları isyana teşvik etmekten dolayı barış şehrinde suclu bulunuyor .. ve cezası kaçınılmaz olan o idam…
Bir gün Alman bir profesör İrana’a gider.. profesör Klapproth.. ve arkadaşlarıyla ateş tapınağına giderken bir anda orada kaybolur.. bunun üzerine gazeteci olan Eigenbrod bu haberin üzerine hemen İran’a intikal eder.. uzun ve türlü badirelerden sonra profesörün yaptığı zaman yolculuğunda yazdığı günlüğe ulaşır .. günlükte profesörün ve diğer iki İranlı ile beraber yaptığı zaman yolculuğu ve Hallac’ın direniş ve inanışının destanını oğlu Hamit’in ağzından okur.. kitap biterken bir takım yarım kalmışlıkları tamamlamadan bitse de şimdi biz gelelim El Hallac’ın destanına …
-Her yüceltilen insan gibi oda hakir görülmelere elbette maruz kaldı.. bağdat’ın en kalabalık sokaklarında zincire vurularak, doğrusunu yaptıklarını düşünen bir yığın basit insanın ucuz alaylarının hedefi haline getirildi..
Oysa Hallac yalnızca tanrı dostu olduğunu iddia ediyordu .. ve tanrısal sevginin içinde vukuu bulduğunu .. yani ENEL HAK! Ben yaratıcı gerçeğim diyordu .. fakat nafile ..
Hallac, tam üç gün boyunca teşhir edilerek, işkence görmesine rağmen zaman azaldıkça ölüm zamanının gelmesini canı gönülden istiyordu .. çünkü hallac bunu manevi bir zafer olarak görüyordu .. idam saati yaklaştıkça sık sık “el kâfîrun” suresini okuduktan bir süre sonra;” de ki ey inkarcılar! Ben sizin taptıklarınıza tapmam… benim taptığıma da sizler tapmazsınız… ben de sizin tapacağınıza tapacak değilim.. sizin dininiz size, benim dinim banadır…” diyerek kendisini önce huzistan tarlalarında hallac olarak çalışan sonra insan kalbinin sırlarının hallacı olmaya, daha sonra da darağacına sevk eden yaşam çizgisinin ne kadar doğru ve mantıklı olduğunu kavradığı şu anda kısa süre sonra kafirlerin tasarladığı iyi düşünülmüş işkence ile öldürülüp yolun sonuna geldiği için hiçte mutsuz değildi aksine Allah’a kavuşacağı için bundan zevk duyuyordu..
El hallac… kafası kesilip daha sonra vücudu yakılarak olağanüstü bir şekilde yok edilen o müthiş insan … bir rivayete göre hallac’ın kızı, hallac’ın işlemlere maruz kalan vücudunun kalıntılarını Dicle’ye savunduğunu söylese de bunu gören kimse yok imiş… ben bu inancın ve direnişin destanın sahibi Hallac-ı Mansur’un barış şehrinde yaşadığı çileli yaşananını, geniş bir zamana yayıp anlamaya çalışarak okumayı başardım… şimdiden okuyacaklara kolay gelsin ..”