1062 syf.
·12 günde
Nasıl yazdın diye, öfke, kıskançlık, hayranlık ve kelimelerle anlatamayacağım değişik duygularla karşısına geçip haykırmak istedim an itibarıyla. Hiçbir şey anlatmadan, kelimeleri yan yana dizerek oturup yazmaya çalışsan bin altmış iki sayfa yazamazsın. Bana sayfa adeti üzerinden böyle şeyler yazdırması elbette kitabın o kadar sayfadan oluşması değildir. Belki bu kalınlıkta başka kitap için böyle düşünmeyebilirim. Bir sürü alıntı not alıp, o alıntılar üzerinden düşünceleri yazacaktım, taki Nubokov’un romandaki olaylar 1872 yılının 11 Şubat’ında bir Cuma günü sabah 8 de başlar diye yazdığını okuyana kadar. Elbete böyle bir tarih romanda yazmıyordu. Ama Osmanlılarla yapılan savaştan (benim çevirimde -İş Bankası- Osmanlı yazmayı tercih etmemişti), romanda geçen yaz ve kışlardan belli olaylardan hesabı yaparak bu tarihi buluyordu. Bunun üzerine de bir öfkeye kapıldım. Ona da kızdım bu nasıl okumak kardeşim!
Yasak aşkın falan kitabı değildir kesinlikle, Tolstoy’un kafasındakileri aktarmak için yarattığı bir yöntemdir, bu yöntemle birlikte kullandığı karakterlerden biridir sadece Anna Karenina. Kitabın genelinde ona düşen sayfa sayısı bellidir. Aslında Anna-Vorsinski ve Kiti-Levin ilişkileri doğrultusunda diğer karakter ve yaşantıların katkılarıyla temelde; yalnızca fiziksel değil sevgi üzerine kurulan, her zaman özveriye hazır ilişki (evlilikle), cinsel aşk üzerine kurulan ilişki (evlilik) arasında yaşananlarla, ahlaki sorgulamalar yapan, insanın var oluş nedenine cevaplar arayan, zamansal olarak geçmişe, geleceğe her evreye hitap edebilecek olan bir eserdir. Tolstoy’un inanç konusunda, ya da insan olarak var olmasının manasını bu eserde ve benim okuduğum eserlerde araştırması, bu konulara değinmesi sanatçı kişiliğinin eleştirilmesine yol açmıştır. Bunun ne demek olduğunu ben asla anlayamam. Benim anlayabileceğim, bir insanın hayat üzerine, inancı üzerine araştırmalar yapması, kafa yorması ve inandığını eğer yazarsa kitaplarına, yönetmense filmlerine aktarması gayet normaldir. Anna Karenina’da Levin’in abisinin ölüm sahnesi ile inanmayan abisinin o anki durumu ile karısı Kiti’nin doğum sahnesinde inanmayan Levin’in durumu, insanın çaresizliği anında Allah’a farkında olmadan da dua ve temennilerle teslim olması durumu çok güzel işlenmiştir ki, Gölcük depreminde buna benzer sahneleri yaşamış biri olarak çok iyi anlayabiliyorum.
Bu kitapta Levin karakteri Tolstoy’u temsil ediyordur ve bir insanın kendisini aramasını, özelikle doğanın içinde yalnız başına düşüncelere dalarak, sorular üreterek, sorulara cevaplar bulmaya çalışması, bu konularda okuması, filozofların eserlerini hatim etmesi, karısının o hep yalnız, yalnızlığından dolayı düşünüyor demesi, teknik olarak yalnız olmadığı halde (evli ve çocuğu var, çevresinde insanlar var) iç dünyasındaki arayışların bıraktığı yalnızlığı ile aydınlanmaya çalıştığı durumlar felsefi açıdan bence mükemmel anlatılmıştır.
Karmaşık olaylar örgüsü, bir sürü karakter ile toplum üzerine, siyaset üzerine, aile üzerine, ahlak üzerine, inanç üzerine ve en önemlisi sevgi üzerine yazılmış ne kadar çok paragraf ve anlatı varsa da akıllardan asla çıkamayacak, yaratılmış bir Anna karakteri var. Bu karakterin tarifine kaç erkek yüreği dayanabilir. Gerçekten romanın çok az yerini işgal eder, bir sürü konuda mesajlar, dersler verse de roman, Anna kitaptır ve hep akıldadır. Tüm karakterler yaşar, o öldüğü halde yine okurun gözünde yaşar.
“Eğer İyiliğin bir nedeni varsa, o artık iyilik değildir; eğer iyiliğin bir sonucu, yani ödülü varsa yine iyilik değildir. Demek ki iyilik, neden ve sonuç zincirinin dışındadır. Bunu ben de biliyorum, hepimiz biliyoruz.” Levin karakteri üzerinden Tolstoy; inanmak için mucize aramaya gerek yok, neden ve sonuç ilişkisi kurmadan yapılan iyilik mucizenin kendisidir diyor.
Son olarak; Levin, yani Tolstoy kendi içine gidip düşüncelere dalarak bir sonuca varıp aydınlanma yaşadığında artık farklı olacağını söyler kendi kendine. Artık eşime farklı davranacağım, insanlara farklı davranacağım sözünü verir bir anlamda. Bu kararları aldığı anda, çiftlikteki arabacı at arabasıyla onu ormanın içinden almaya geldiğinde, eve dönerken atların dizginlerini eline alarak, yine aynı düşüncelerle evin yolunu tutar. İçinden arabacının atların koşumlarını doğru bağlanmadığını düşünmekte ama aldığı karardan dolayı onu üzmek istemediği için ses çıkarmamaktadır. İlginç olan arabacı ona yolun üzerindeki bir şey için uyarı yaptığında, hemen işime karışma diye tersler. İşte insan budur, az önce büyük bir aydınlanma, huzur vb. bir şey yaşasa da çok kolay kalp kırabilir. Böyle ince ince bir sürü anekdot vardır eserde.