·400 syf.····Okunma: 20 Haziran 2025 00:00 Marcel Proust’a Hazlar ve Günler ile başlayarak bir giriş yapmıştım ve devamında Kayıp Zamanın İzinde serisinin ilk kitabına geçtiğimde bir duraksama yaşadım. Devam etmek istediğim için küçük bir okuma grubu kurmuştuk ve bu benim ilk kitabı okuma hevesimi daha çok arttırdı. Şu an için bu seriyle ilgili pişman olduğum tek şey 2021 yılında başlayıp okumak için hazır olmadığımı düşünerek okumayı ertelemem oldu.
Proust bize Swann’ların tarafında üç bölümden oluşan bir kitap sunuyor. İlk bölümümüzde çevresinde gezintiye çıkıyoruz. Çocuk yaşlarını anlatıyor bize. Annesiyle başlıyoruz ilk, ona masal okumasını, her gece gelip onu kontrol etmesini ne kadar istediğinin, annesine verdiği önemin ona olan düşkünlüğünü bu satırlarda görebiliriz. En çok Leonie halasından bahseder, onun yardımcısı Francoise’le de tanışırız. Büyükannesi ve büyükbabası da bu satırlarda yerini almıştır. Çevresinde gezintiye çıkıyoruz demiştim; çevresi, yaşadığı yer Combray’dır. Betimlemeleri o kadar güzeldir ki burayı gidip görmek istersiniz. Burada aile dostu olan Swann’dan da çoğu yerde bahseder. İkinci bölümümüz Swann ve Odette aşkından bahseder. Swann Odette’in çok güzel olmadığını düşünse bile ona aşık olur. İkisinin arasında diğer çevrenin onaylamadığı bir aşk büyür ama bu aşk Swann için tek taraflı gibidir. Odette’i çok sever ve onu takıntı yapar. Burada yüksek sosyetenin birbiriyle olan ilişkine ve yaşadıkları hayata, düzenledikleri balolara tanık oluruz. Üçüncü bölüm tekrardan onun hayatına çevrilir, çocukluktan çıkmıştır. Swann ve Odette’in kızı olan Gilberte’la tanışır, ona aşık olur. Ne kadar onun da kendisine karşı hisleri olduğunu düşünse ve ona gelip bunları söyleyeceğini düşünse de bunlar hiç söylenmez. Hatta Gilberte’ın kendisine mektup göndermesinin bile hayalini kurar.
Proust size uzun uzun ruh tahlilleri yapmıyor ama yazdıkları, koca bir resim içinde hafızanızda o kadar iyi canlanıyor ki sanki olayların içindeymiş gibi hissediyorsunuz. Her bir karakterin ayrı ayrı neler hissettiğini neler düşündüğünü çok rahat anlayabilirsiniz. Birazcık şunun gibi; geniş bir perspektifte doğayı betimliyor ama siz oradaki küçük bir böceğin bile neler hissettiğini neler yaptığını gözünüzde canlandırabiliyorsunuz. Toksik bir ilişkiden bahsetse bile sizin için her şey arka planda çok rahat akıyor. Benim için Proust’un betimlemelerinin içinde kaybolmak, onun gözlem yeteneğinin bu kadar özgün oluşunu okumak, satırların arasına koyduğu düşündürücü ve uzun cümlelerinin keyfini çıkarmak çok güzeldi.