·336 syf.··Beğendi
···Okunma: 22 Haziran 2025 22:37 “Çocuklar da insan mıdır?” diye sorarak başlıyor bu roman ve daha ilk cümlesiyle insanın yüreğine dokunuyor.
Kitap üç bölümden oluşuyor. İlk iki bölümde Melek’in, son bölümde ise kızı İnci’nin hikayesini okuyoruz. Melek; sevgisiz, ilgisiz, anlayışsız bir ailede büyüyen, daha küçücük yaşta büyük sorumluluklar yüklenmiş bir çocuk. Öyle bir çocuk ki annesi onu çocuk değil, bir yetişkin gibi görüyor; ona ne şefkat gösteriyor ne de koruyor. Hatta Melek’in annesine öyle çok öfkelendim ki… Bir çocuğa yapılacak en büyük kötülük belki de onu çocukluğundan mahrum bırakmaktır. Melek de bunu yaşamış.
Küçük yaşta, kendi sınıf öğretmenin yaşlı annesine evine bakıcı olarak gönderilmiş sadece annesi değil öğretmenin kızına da bakıcılık yapmış. Yani başka birinin çocuğuna bakarken kendi çocukluğunu kaybetmiş. Evde sevgi yok, anlayış yok. Şiddet, sorumsuzluk, ihmalkârlık ise bolca var. Melek’in okul hayatı bu karanlık ortamdan farklı; çalışkan, başarılı bir öğrenci ama eve dönünce yine sevgisiz bir dünyaya kapı açılıyor.
Bütün bu zorluklara rağmen Melek hayata tutunuyor. Büyüyüp anne olduğunda ise kendi çocuğu İnci’ye çocukluğunu doyasıya yaşatmaya çalışması beni en çok etkileyen şey oldu. Onunla parka gitmesi, sarılması, sohbet etmesi, birlikte vakit geçirmesi… Yani kendi yaşamadığı güzellikleri kızına yaşatması… Bu detaylar yüzümde kocaman bir tebessüm oluşturdu.
Ama Melek’in hayatının bazı kısımları eksik bırakılmıştı; mesela kocasıyla nasıl tanıştığı, ailesinden nasıl koptuğu gibi detayları bilmiyoruz. Belki de yazar özellikle anlatmadı; çünkü gerçek hayatta da kadınların hayatındaki bu geçişler hep hazırlıksız ve belirsiz yaşanıyor…
Seray Şahiner günümüzde hâlâ var olan bu döngüye, çocukların çocuk olamamasına, kadınların şiddet ve umutsuzlukla mücadelesine ayna tutmuş. Günümüz Türkiye’sinde de Melek gibi binlerce kadın var: Çocuk yaşta ağır sorumluluklar yüklenen, dayakla, baskıyla büyüyen, kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan, yine de güçlü kalmaya çabalayan kadınlar… Yazar bunu hem hüzünle hem de ince bir mizahla harmanlamış.
Kitap bittiğinde içimde buruk bir his kaldı. Çünkü bu hikaye sadece bir roman değil; sokakta, apartmanda, komşuda karşımıza çıkan hayatların gerçeği.
Seray Şahiner’in dili akıcı, sade ama çok vurucu. Okurken bazen gülümsedim, bazen öfkelendim, bazen de içim sıkıştı. Özellikle Melek’in annesine olan kızgınlığım satır satır büyüdü. Onun ihmali, sevgisizliği Melek’in hayatını karartmıştı çünkü.
Sonuç olarak “Vatan Millet Samatya”, çocukların göz ardı edilen haklarını, kadınların görünmeyen çabalarını anlatan çok güçlü bir roman. Herkesin okuması gerektiğini düşündüğüm, yürek burkan ama umut taşıyan bir hikâye.