Spoiler içerir!!!
10/10
·824 syf.··
2025 37. kitabı
·
32 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2025 01:49
Kitabı o kadar beğendim ki Willem öldüğünde Jude’un anıları, mailleri, Willem’e dair her şeyi çabucak bitirmemek için günlere bölmesi gibi her gün kendime sayfa sınırı koyarak yavaş yavaş okudum. Kitabı bitirirken her ne kadar buna hazır olmasam da her bir karakterle tek tek vedalaştım. Onları gerçekten özleyeceğim. Öncelikle şunu belirtmek isterim ki kitap kesinlikle efsane ya da tamamen zaman kaybı diyerek kimseyi etkilemek istemem. Bu tarz yorumlardan hoşlanmıyorum çünkü zevkler farklıdır, benim beğendiğimi siz beğenmeyebilirsiniz ya da tam tersi de olabilir. Kitap okunsun ya da okunmasın gibi bir kaygım da yok. Ben yalnızca kitaba dair şahsi düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Kitabı çok sevdim, çünkü beni derinden etkiledi. Ben çok duyusal bir insanım, duygularımı derinden ve sessizce yaşarım. Bu açıdan Jude’u kendime çok yakın hissettim. Kitabın konusunu uzun uzun anlatmak istemiyorum, arka kapakta kısaca anlatılmış zaten. Çoğumuzun hayatındaki en güzel dönemlerden biri olan üniversite yıllarında başlayan arkadaşlıklarını devam ettirmelerini okumak karakterlerin kişilikleri hakkında az çok bilgi veriyor zaten. Ah Jude, üzümlü kekim… Kitabı okurken sürekli Jude’a sarılmak, ona yanında olduğumu, ona hiçbir zaman hiçbir şekilde kesinlikle zarar vermeyeceğimi ve ona hep destek olacağımı söylemek istedim sürekli. Kalbimde kâğıt kesiği gibi bir his bıraktı. Hisleri o kadar detaylı (bence kesinlikle yerindeydi) ve tanıdık betimlenmişti ki zaman zaman birinin beni avutmasını istediğim şekilde samimiyetle sarılıp avutmak istedim onu. Ama en başından tahmin ediyordum onun hassas kalbinin dayanmak istemeyeceğini. İntihar ettiğinde hiç şaşırmadım ve üzülmedim. İstemeyerek, o duygularla boğuşarak yaşamak zorunda kaldığı için üzülüyordum. Her gün aynı acıya uyanıp her gece aynı acıyla uyumak tüketti onu. Herkesin (yas tutarak ama yine de yavaş rutin bir şekilde) hayatlarına devam etmesi ve ondan yaşamasını istemeleri bencillik ve hakaret gibi hissettirdi ona. Willem’in acısı ağır geldi. Kendi deyimiyle uzay boşluğuna fırlatılmış gibi oldu. İnsanın sevdiğini kaybetmesi gibi bir felaketi daha önce maalesef tecrübe ettiğim için Jude nasıl hissediyor tam olarak anladım. Çünkü ben de tam olarak aynılarını hissettim. Empati kurabildim. Ve bu beni ağlattı. Willem öldükten sonra kitabı bitirene kadar ağladım. Jude ile birlikte yas tuttum. Jude ile Willem doğru zamanda doğru insanlardı. Olmadaydı sonları böyle… Willem çok şefkatli, anlayışlı, sakin mizaçlı ve korumacı biri. Jude’u kardeşi gibi Hemming gibi yardıma muhtaç gördüğü için koruduğunu düşünüyordum, belki de gerçekten öyleydi. Ama ilerleyen zamanlarda duyguları değişti, yoğunlaştı ki bu kaçınılmaz bir şeydi. Sonuçta Jude’u hep çok sevdi, korudu, destek oldu. Her koşulda Jude’un yanında olacağını biliyordum. Jude’a öfkeli olduğu için ondan uzaklaştığı, ona kayıtsız davrandığı bir dönem oldu ama o anlarda bile içten içe onu önemseyip gözetiyordu. Aslında öfkesi Luke Biradere, şartlara ve yeterince yardım edemediği için kendisindeydi. Tüm duyguları, davranışları Jude etrafında ve ona göre şekilleniyordu. Sahip olmayı dileyeceğim türden bir dost ve partnerdi. Beklenmedik bir şekilde erkenden gitti…. JB, arkadaş grubunun saatli bombası gibiydi. Bence bencildi, kendi kendine komplekslere girip diğerlerini zor durumda bıraktı. Jude’u üzdüğü olaydan sonra ağzını burnunu kırıp dağıtmak istedim. Bazen omuzlarından tutup sarsıp kendine gel diye bağırmak istedim. Willem’in Jude’a olan ilgisini ve sevgisini kıskandı hep. O Jacopla sorunlar yaşadığında arkadaşları hep onun yanında oldu ama JB kendisi arkadaşlarına ayrı ayrı hiçbir şekilde destek olmadı. Kendi çıkarları ve tatmini için onları zor durumda bıraktı, özellikle sergilediği tablolarla. Willem öldükten sonra Jude’u öpmesi de Willem’in anısına ve acısını yaşayan Jude’a büyük bir saygısızlıktı bence. JB beni sık sık öfkelendirdi. Malcolm çok hassas, işleri kolaylaştıran ve içten içe duygusal biriydi. Kitapta yalnızca onunla ilgili çok fazla bölüm yok, genel olarak arkadaşlarıyla işlenmişti hikayeleri. Çok erken öldü. Keşke babası onu çok sevdiğini ona da söylemiş olsaydı… Harold çok babacan ve duygusal bir karakterdi. İntihar etmeyi düşünen bir arkadaşım olduğu ve onu uzun zaman boyunca vazgeçirmeye çalıştığım için Jude’u hayatta tutma çabası bana çok tanıdık ve (üzülerek belirtiyorum) boşuna geldi. Benim arkadaşım hâlâ hayatta, gitmeye karar verdi ama henüz değilmiş. Kitabı okumadan önce onu hiçbir şekilde ikna edemeyeceğimi acı bir şekilde kabullenmiştim. Kitabı okuduktan sonra bu durumu kabullenmekten başka bir çarem olmadığını fark ettim. Hiç kimse yaşamak istemeyen birini yaşaması için ikna edemez. Bence intihar etmeyi seçen insanlar biz yaşamak isteyenlerle aynı pencereden bakmıyor hayata. Ya da aslında hepimiz aynı pencereden bakıyoruz ama farklı açılardan baktığımız için farklı manzaralar görüyoruz sanırım. Hepimiz bombok bu dünyayı görüyoruz ama bazılarımız mücadele etmek, devam etmek, devam etmek için bir sebep bulmaya çalışıyoruz umutsuzca. Ama bazılarımız her şeyin gayet farkında, her şeyi olduğu gibi görüyor. Mücadeleden yorulmuş, yalnız hissediyor. İşte Jude da Willem öldükten sonra yokluğun o boşluğunda sıkışıp kaldı. Asılı kaldı. Zaman dondu sanki. Çok çabaladı ama devam edecek gücü bulamadı kendinde. İntiharı asla tasvip etmiyorum ama o an o duygularla başka bir şey yapamadı. Zaten hayatı boyunca ölmeyi diledi, onu hayata bağlayan Willem’di. Willem’i kaybedince yaşam motivasyonunu da kaybetti. Her şeyini kaybetti. Aslında hala yalnız değildi. Ailesi ve arkadaşları vardı. Ama hiçbiri Willem değildi işte. Harold’ın Jude’dan yaşamasını isterken hissettiği çaresizlik, bencillik, üzüntü…. Yüreği ağzında bekleyişi. Harold Jude’u o kadar çok sevdi ki sırf kendisi üzülecek ve Jude gittikten sonra acıya dayanamayacak diye yaşamasını istediği için bile suçluluk hissetti. Bu duygu hayattaki en çaresiz hissettiren duygudur ve kesinlikle tecrübeyle sabittir…. Sık sık ölüm korkusu yaşayan biri olarak Willem’in ölümü korkularımı tetikledi. Kaybetmiş olduğum sevdiklerimi hatırladım (gerçi onları hiç unutmadım). Onlar olmadan uyandığım her sabahı, her sabah artık yanımda olmadıklarını fark etmemi, sanki bir yere gitmişler de döneceklermiş hissini, sanki daha dün görmüşüm ama aynı zamanda yıllardır da görmüyormuşum gibi özlediğimi…. Bütün bu duyguları hatırladım. Sevilen kişinin ölümü, arkasında bıraktığı o acı boşluk, mutlu anılar (şaşırtıcı bir şekilde en acısı bunlar çünkü anılarda varlar ama artık yoklar), eşyaları, fotoğrafları, mesajları……. Onlara dair her şey. Yas sürecini Jude ile birlikte yaşadım. Jude’a bütün kalbimle sarılıyorum. Harold için ayrı üzülüyorum çünkü uzun yaşadı ve sevdiklerinin bir bir gidişine şahit oldu…. Yazarın kalemi, betimlemeleri ve duygusal tahlilleri çok güçlüydü. Kitabı özgün dili olan İngilizcede de mutlaka okuyacağım. Eminim vereceği duygular farklı olacak. Filmi varmış, onu da izlemeyi düşünüyorum. Bir 800 sayfa daha olsaydı onu da okurdum. Çok sevdiğim bir kitap oldu, bendeki yeri hep ayrı ve özel olacak. Değersiz Bir Hayat Hanya Yanagihara
Değersiz Bir HayatHanya Yanagihara · Doğan Kitap · 20245,6bin okunma
·
128 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.