·336 syf.····Okunma: 26 Haziran 2025 20:58 Adını bilmediğimiz ana karakterimiz ölümcül bir hastalığın pençesinde bir genç kız. Hastalığının ne olduğunu bilmiyoruz, sadece karakterin ölüme gün saydığını biliyoruz. Ana kızımız öleceğini bildiği için kendine ölmeden önce yapılacaklar listesi yapmıştır ama babası onu serbest bırakmadığı için bu listeyi bitiremeden öleceğini fark eder. O yüzden evinden, babasından kaçar. Ancak yolu yıllardır sevdiği, takip ettiği ve hastalıklı bir şekilde sahiplendiği (bunu ben diyorum bu arada ki bence öyle) Baran Tandemir'le kesişir. İkili kendi aralarında bir anlaşma yaparlar ve kızımızın listesini beraber tamamlamaya başlarlar. Ama kızımız sonradan öğrendiğim bir nedenden dolayı Baran'a ismini söylemez ve Baran ona ismini sorduğunda "Bugün adımı sen koyyy, uwu," der ve kızımızın her gün farklı bir adı olur.
Bu kitap hakkında o kadar konuşmak istemiyorum ki, inceleme yazmak bile istemiyordum ama işte buradayız (kafamda ve sırtımda birkaç silah var ama çaktırmıyoruz). Hayatımda verdiğim ikinci 1 puandı. Daha önce bir tek Buz Krallığı'na layık görmüştüm bu puanı ama bu kitaptan sonra dedim Yarabbim beterin beteri varmış ıy ıy.
Yani bu kitabın bana verdiği rahatsızlığı nasıl betimleyebilirim diye düşünüyorum da, kırılmış tırnak gibiydi. Islak kıyafetle dolaşmak, çorapla denize girmek, birinin yüzünüze hapşırması, gece yarısı kuru kuru öksürmeye başlamak, saçlarınızı sıkı sıkı düzgünce topladıktan sonra aradan bir telin kaçması gibiydi bu kitabı okumak. Bana verdiği rahatsızlığı anlatabileceğim en hafif benzetmeler bunlar olurdu. Bu kitaba konuşmadan inceleme videosu çekmem istense saatlerce çığlık atıp kendi derimi yüzdüğüm bir video çekerdim sanırım. Kitabı okurken göğsüme bir şey gelip oturuyordu sanki, karabasan gibi. Ben git dedikçe ı-ıh daha hayatını yeterince karartmadım diyerek iyice yapışıyordu yakama.
Öncelikle karakterleri hele hele ana kız karakteri hiç sevmedim. Kızı tanıdıkça dehşet ve tiksinti arasında gittim geldim. Erkek karakteri bir barda görüp sonra iki yıl boyunca hem internet üzerinden hem de normal hayatta takip etmesi çok rahatsız ediciydi. Yok sonradan öğrendik ki bunu çocukluğunda tanıyormuş falan YA UMURUMDA DEĞİL SENİ STALKER UCUBE. Aynı olay cinsiyetler ters çevrilerek yazılsa yazarın çok büyük linç yiyeceğini düşünüyorum.
Cinsiyetler yer değiştirse demişken kitap boyunca bunu o kadar çok düşündüm ki daha da iğrenç gelmeye başladı gözüme. Ana karakter kadın değil de erkek olsaydı gelecek tepkileri falan baya düşündüm hatta (her zamanki gece 1'iniz efendim, bolca overthink) ama bu haliyle insanları pek rahatsız etmemiş gibi *şakaklarını ovuşturan emoji*. Kızın garip bir sahiplenişi vardı. O benimdi, benim sevgilim, benim benim. Onu başka kızlarla görünce kıskanmıyorum çünkü o zaten bana ait en sonunda benimle olacak. Biz birbirimiz için var olduk. Beni sevecek, en sonunda sevecek, sevecek ulan sev-
Ay bir dakka daraldım.
Ben editlere vs hiç bakmadım ama duyduğum kadarıyla Baran karakteri için çok efsanevi dehşet editler varmış. Bu editlerin Baran'a, en azından benim okuduğum Baran'a ait olduğuna emin miyiz? Yani adamın tek yaptığı içmek, içmek, sarhoş olmak, sızmak, uyanıp tüttürmek, içmek...
Tamam psikolojik sorunların olabilir kardeşim ama yazılamamışsın özür dilerim.
Evet bu kitap için diyebileceğim en yegane cümle bu sanırım, yazılamamış. Aslında tam olarak sevebileceğim temalara sahip; ölüm, depresyon, psikoloji, acıdan doğan bağlılık. Ama yazarın bize bunları güzel bir şekilde verebildiğini düşünmüyorum.
Beril bana 1 puanlık 336 sayfayı da nasıl yazmış demişti şakasına ama sorun bu zaten canım benim biliyor musun. Çünkü 336 sayfa bu kitap ama ben büyüyle falan bize o şekilde hissettirildiğini düşünüyorum çünkü doğru düzgün bir olay veya olay örgüsü yok. Ne oluyoruz, ne yaptık, ne yaşıyoruz BİLMİYORUM OF BİLMİYORUM. Bir an sarhoşlarla takılıyoruz, sonra bir anda duygusal bir iç çözümleme yaşıyoruz. Sonra bir taraflarımıza kolye çiziyoruz, sonra aa yakalanmışız falan kafa bir milyon bir şekilde mi yazıldı bilmiyorum ama ben okurken kafam bir milyon gibi hissettim.
Olay örgüsü dışında teknik bir şeyi eleştireceksem yazım dili! Bakın, ben yazarın kalemini gerçekten seviyorum. Bu kendisinden okuduğum 9. kitap ama bu kitabın yazım dilini görünce gerçekten oturup duvarı izledim. Cümle yapıları çok garipti, gerçekten ne diyor ne demek istiyor bazılarını zorlayınca anlıyordum ama o kadar saçma bir şekilde yazılıyordu ki anlamadığım cümleler de var hâlâ. Defalarca okuyup anlamaya çalıştım ama anlamadım. Asla da anlayamayacağım... Diyaloglar çok karışıktı. Hangi cümleyi kim söylemiş diye anlamakla uğraştım bir de. Bu biraz editörle de alakalı bir durum sanırım, ephesusun bu konuda ne kadar iyi (!) olduğunu hepimiz biliyoruz zaten. Serinin Martı baskılarında belki düzeltmişlerdir durumu bilmiyorum.
Ve yazarın habire diğer serisini (Gecenin Hikayesi) araya sokuşturup ondan alıntılar yapması karakterlerinden bahsettirmesi vs çok itici ve bunaltıcıydı. Kaçak film sitelerinde her köşeden çıkan reklamlar gibi habire habire konunun gecenin hikayesine dönmesi bir yerden sonra çok bunalttı ve o kitapla ilgili her alıntıyı atlamaya başladım.
Kitabın ilk baskısı 2018 ve aradan geçen yedi yılda Nagihan'ın kaleminin gerçekten geliştiğini söyleyebilirim ve sanırım bu kitaba rağmen hayata tutunabilmemin tek nedeni bu. Uzun bir süre Nagihan'ın yazdığı hiçbir şeyi okumak istemiyorum (kitaplıktaki gecenin hikayesi YETER YETER AYLARDIR BEKLİYORUM diye çığlık atabilirsin idfc).
Öyle yani, okumayın. Çok net oldu ama daha ne derim bilmiyorum. Seriye devam etmeyeceğim, gördüğüm yerden ayaklarımı totoma vura vura kaçacağım muhtemelen. Uzun bir süre mavi göz betimlemesi ve lakap da duymak istemiyorum, saygılar.