Sokrates’in Savunması, felsefeye biraz olsun ilgi duyan herkesin bir gün mutlaka dönüp bakması gereken bir metin bence. Ama bu kitabı sadece “felsefi bir metin” olarak okumak, onun asıl gücünü küçümsemek olur. Çünkü Sokrates’in Savunması, düşünmenin, sorgulamanın ve onurlu bir yaşam sürmenin ne demek olduğunu anlatan çok sade ama çok güçlü bir insanlık dersi.
Platon’un kaleminden okuyoruz Sokrates’i, ama anlatılan kişi gerçek bir insan: Ne bildiğini ne bilmediğini bilen biri. Ve bunu büyük bir alçakgönüllülükle, ama aynı zamanda korkusuzca söylüyor. Atina mahkemesinde ölüm cezasıyla yargılanırken bile geri adım atmaması beni hep çok etkilemiştir. “Sorgulanmamış hayat, yaşanmaya değmez,” derken aslında sadece felsefeye değil, yaşama dair bir ilke koyuyor ortaya.
Sokrates’in kendini savunurken gösterdiği mantık yürütme biçimi çok sade ama delip geçen cinsten. Düşüncelerinin arkasında öyle net bir duruş var ki, insan kendi hayatını sorgularken yakalıyor kendini. “Ben neyin peşinden gidiyorum?”, “Gerçekten düşündüğüm gibi mi yaşıyorum?” gibi sorular bir bir çıkıyor ortaya.
Bir yandan da acıklı bir yanı var bu metnin: Doğruyu söyleyen, sorgulayan, alışıldık kalıpları bozan biri toplum tarafından susturulmak isteniyor. Bu, sadece Antik Yunan’a değil, bugün dünyaya da dair bir şey söylüyor.
Kısacası Sokrates’in Savunması, uzun uzun cümleler kurmadan, gösterişli sözler kullanmadan, insanın aklına ve vicdanına sesleniyor. Okuduktan sonra insanın içinde garip bir netlik kalıyor: Yaşam sadece sürdürülmek için değil, anlamlı kılınmak için var. Ve bu anlamı aramak, belki de insan olmanın en sade ama en yüce hali.