·398 syf.····Okunma: 22 Temmuz 2017 00:00 “Ruhlarımızın neyle yoğrulduğunu bilmiyorum ama onunkiyle benimki aynı hamurdan.” #uğultulutepeler
Kitapla ilgili ilk olarak söylemek istediğim şey, 1847 yılında yayımlanmış olması. Kadının adının olmadığı bir dönemde bir kadının elinden yıllardır ses getirebilen bir kitap çıkması büyük başarı. Üstelik bu romanın Emily Bronte’nin yazdığı ilk ve tek roman olduğunu düşünürsek (maalesef kitabı yazdıktan 1 sene sonra vefat etmiş), daha fazla eser bırakması halinde edebiyattaki yerinin nereye gelebileceğini hayal edemiyorum.
Öykümüz, Uğultulu Tepeler’e gelen birinin dinlemek istediği bir hikaye ile başlar. Kendimizi Catherina ve Hindley Earshaw’ın çocukluğunda, babalarının bir seyahatten döndüğü dönemde buluruz. Bay Earnshaw seyahatten yalnız dönmemiştir, yanında bir de yoksul bir çocuk olan Heathcliff vardır. Uğultulu Tepeler’in kaderi de Heathcliff gelmesi ile değişecektir. Catherina bir süre sonra Heathcliff ile sıkı bir ilişki kursa da, Hindley onu babasını ve hayatını elinden çalan bir tehlike olarak görmektedir. Heathcliff ve Catherina arasındaki yakınlığa rağmen, Catherina’nın sınıf olarak kendini yakın gördüğü Linton ailesinden biri ile evlenmesi, Heathcliff’in hayatında dönüm noktası olur. Bir süre ortalıktan kaybolan Heathcliff, yaşadığı acıların intikamını iki aileden de almak üzere geri dönecektir. İşte hikayenin bu kısmından sonra Heathcliff’in iki aileyi dağıtmak uğruna kendi hayatı ile de nasıl kumar oynadığının hem acıklı hem de okuyanı kızdıracak olan hikayesi başlar. Devamı kitapta :) Kitap türü bakımından oldukça ilginç geldi bana. Aslında ilk okunuşta bir aşk hikayesi gibi görünse de, detayında nefret ve korku öğelerini barındırıyor. Böyle aşk üzerine kurulu hikayeleri pek sevmesem de Emily Bronte’nin farklı duyguları çok iyi bir şekilde harmanlayarak bize sunmuş olması kitabı sıkılmadan, aksine konu içine çekilerek okumamı sağladı. Hani bir de romanlarda herkesin bir favori karakteri olur ya, insan bir kitapta hiçbir karakterden mi hoşlanmaz!!! Buna rağmen büyük keyifle okuttu kendini orası ayrı. Sanırım bu da kitapta “tutku”nun yoğun bir şekilde okuyana aktarılmasından geliyor. Okuyunuz efendim!