Puan vermedi·366 syf.··
2025 19. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 02 Temmuz 2025 10:01
Yıllar yıllar önce okuyup bugün tekrar okumaya cesaret ettiğim koca klasik Suç ve Ceza Öncelikle her kitap okunduğu zamana (okunulan yaşa) özgü bir izlenim bırakıyor ve farklı bir zaman diliminde okunduğunda sanki hiç okunmamış gibi bambaşka, yepyeni izler bırakıyor insan zihninde onu anladım. Nasıl ve nereden başlayacağımı bilemesem de kesinlikle bir not bırakmadan rahat edemeyeceğim bir eser bitirmiş bulunuyorum. Benden başkasında da aynı izlenimi vermiş midir diye de düşünerek sürekli aynı soru vardı kafamda: Neden öldürdü? Parasının tamamını çalmadı, aldıklarını da kullanmadı. Üstelik eline yasal yollardan geçen bütün parasını yardım etmeye harcarken onları neden kullanmadı? Tamam kullanmasın tabiki ama o zaman öldürmesin de, neden kendine bunu yaptı? Hem fazlasıyla gururlu hem bu kadar insan ruhunu alçaltan bir şeyi neden yapıyor? Hem suçunu gizliyor hem de kendini ele verecek sözler ve davranışlarla nereye varmaya çalışıyor? Bunların hepsi sadece hastalığı ve içinde bulunduğu buhrandan mı kaynaklanıyor? Bunu ikinci ciltte çok daha iyi anladım ve üzerine 1969 da çekilmiş olan eserin filmini izlemek te oldukça pekiştirici oldu benim için. Filmin linki de şurada duruversin: m.youtube.com/watch?v=71-0lR9... Psikolojisini anlatmak için eserdeki bazı pasajları paylaşmak en iyi yol sanırım. (SPOİLERDİR- Eseri okuyanın aşağıyı okuması faydasınadır) İlk olarak R.R.Raskolnikov’un Sonya’ya itirafında der ki; -Mesele şu ki: Bir gün kendi kendime şöyle bir soru sordum: Mesela, benim yerimde Napoléon olsaydı ve mesleğine başlamak için elinde henüz ne Toulon, ne Mısır, ne Mont Blanc'dan geçiş olmasaydı da, bütün bu güzel ve tarihsel şeyler yerine düpedüz gülünç bir kocakarıcık, hem de üstelik sandığından paraları aşırmak için öldürülmesi gereken tefeci bir kocakarı olsaydı, başka çıkar yol da olmadığına göre, bu işi yapar mı idi? Hiç de tarihsel olmayan ve işlenmesi günah ola bu cinayeti işlemekten acı duyar mı idi? Ha, şunu söyleyeyim ki, bu «mesele» üzerinde uzun uzun, müthiş kafa yordum. Öyle ki, nihayet Napoléon'un bu işten acı duyması şöyle dursun, hatta bunun tarihsel bir iş olmadığını hatırına bile getirmeyeceğini, hatta, hatta, bunda acı duyacak bi şey olabileceğinin farkında bile olmayacağı sonucuna varınca, böyle düşündüğüm için, fena halde utandım. Başka çıkar bir yolu yoksa, düşünüp taşınmaya kalkmadan, bir çırpıda kadını boğuverecekti. Eh, işte ben de... Düşünmekten vazgeçip, bu otorite örneğine uyarak kadını öldürdüm. Bu iş, tıpkısı tıpkısına böyle oldu. Bütün bunları ben şimdi anlıyorum. Anla beni: Yeni baştan bu yollardan geçmem gerekse, herhalde bu cinayeti tekrarlamazdım. O zaman, bir başka şey öğrenmek zorunda idim, kolumu idare eden başka şeylerdi: Herkes gibi ben de bir bit mi idim, yoksa bir insan mı?.. O zamanlar bunu öğrenmem, hem de çabuk öğrenmem gerekiyordu. Önüme çıkan engeli aşabilir mi idim, aşamaz mıydım... Eğilip almaya cesaret edebilecek miydim? Yoksa etmeyecek mi idim? Titreyen bir yaratık mı idim, yoksa hak sahibi bir insan mı idim? Başka bir yerde Porfiri Petroviç’in Raskolnikov’a açıklamasında şunlar yer alır; -Burada, zamanımızın, çağımızın, fantastik karanlık bir olayı ile karşı karşıyayız! İnsanların şaşkınlığın yayıldığı, kanın «tazelik verdiği düşüncesinin bay tacı edildiği: «bütün hayat konfordan ibarettir!» sözlerinin propaganda edildiği bir çağda yaşıyoruz. Burada kitapların, teorilerin kurbanı olmuş dimağlarla karşı karşıyayız!.. Burada ilk adımı atmanın kararını görüyoruz. Ama bu, bambaşka eşi benzeri bulunmayan bir karardır. Karar vermiş ama, cinayete, dağdan ya da bir çan kulesinden düşercesine, adeta başkasının ayaklarıyla sürüklendi. Arkasından kapıyı kilitlemeyi unuttu. Ama teorisine boyun eğmek için adam öldürdü. Hem de iki kişinin canına kıydı. Öldürdü ama, paraları almasını beceremedi. Alabildiklerini de bir taşın altına götürüp sakladı. Kendisi kapının arkasında bulunduğu sırada kapı zorlanıp, çıngırak da çalınırken, çektiği korku ve heyecan ona yetmemişti. Sonra, bir humma nöbetinin ateşleri arasında bu çıngırağı anımsadı. Sırtında duyduğu o ürpertiyi yeniden duymak isteğine kapıldı, kalkıp oraya gitti. Ama, diyelim ki bütün bunlar hastalık sırasında olmuştu. Ama ortada bir başka şey var: Bu adam bir katil olduğu halde, kendisini namuslu bir insan olarak saymakta, insanları küçümsemekte ve adeta kendisini bir melek yerine koymaktadır. Sonunda ise; Svidrigaylov ile Dunya arasında şu konuşmalar geçer: - Niye öldürmüş, bu sebepler neymiş? - Bu uzun bir hikâyedir, bilmem ki, bunu size nasıl anlatayım, kendine göre bir teorisi var. Mesela, ana hedef iyi ise, bir cinayete göz yumulabilir. Bir cinayet yüz hayırlı işle ödenebilir. Yüksek yetenekli, son derece mağrur bir genç, mesela, topu topu üç bin ruble ile mesleğinin, geleceğinin bambaşka bir biçim alacağını bilse ve bu parayı bulamadığı için sefil olduğunu görürse hiç şüphe yok ki, büyük bir hayal kırıklığına uğrar. Sonra buna aç kalmanın, daracık bir odada oturmanın, paçavralar içinde sürünmenin kendi parlak sosyal durumunu çok iyi anlamış olmanın, bununla birlikte annesi ile kız kardeşinin durumlarının doğurduğu sinir bozukluğunu da ekleyiniz. Hepsinin üstünde, şöhret düşkünlüğünün, gururun, bunlarla birlikte, kim bilir, belki de iyi duyguların payı vardır… Sonra onun bir de küçük bir teorisi, -eh, şöyle böyle bir teori- var ki, bu teoriye göre insanlar, malzeme ödevi görenler, bir de olağanüstü insanlar; yani, yüksek durumlarından ötürü, hiçbir kanuna bağlı olmayan, tam tersine, öteki insanların, yani malzeme ödevi gören süprüntü insanların bağlı oldukları kanunları yapan insanlar olmak üzere, ikiye ayrılmaktadır. Bana öyle geliyor ki, o kendisinin de bir dahi olduğunu kuruntu etmiş olacak: Hiç değilse bir süre için buna inanmış. Bir teori meydana getirmesini başardığı halde, duraksamadan ilerisine gitmek gücünü göstermediği, yani bir dahi olmadığını anladığı için, çok acı çekmiş; hâlâ da çekmektedir. Bu ise, yüksek gururlu bir delikanlı için, hele çağımızda, pek alçaltıcı bir şeydir. -Peki ya vicdan azabı? Sonunda ise Raskolnikov teslim olur. Hem de neredeyse vazgeçmişken, ne yapacağını bilemez halde, kendini dışarı atmış iken, orada Sonya’yı görmenin etkisiyle, belki de ona verdiği sözü yerine getirme düşüncesiyle geriye döner ve itiraf eder. Sürgünde cezasını çekerken yenilenmiş kişiliğiyle önünde uzanan yepyeni ve farklı hayatın sinyallerini verir bize. Olmalı mıydı ya da olanlar böyle mi olmalıydı tartışılır. Fakat yine de bunun kararı Fyodor Dostoyevski ‘ye aittir. Psikolojik tahlili oldukça güçlü, her karakterin varlığının bir sebebi olması, sonuca bağlantısı muazzam olan, bulunduğu yeri haketmiş, eşine az rastlanır bir eser.
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Engin Yayıncılık · 1993194,3bin okunma
·
78 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.