Puan vermedi·152 syf.····Okunma: 03 Temmuz 2025 22:01 ŞİDDETİN TOPOLOJİSİ
Birinci Bölüm: ŞİDDETİN MAKROFİZİĞİ
1. ŞİDDETİN TOPOLOJİSİ
Şiddet yıllardır varlığını sürdürmüştür. Zamana ve mekâna göre şekil değiştirmiştir. Yunan mitolojisinde şiddet gerekli olan şeklinde kullanılmıştır. Antik Yunan dönemi ve Roma döneminde şiddet görsel şölen şeklindeydi. Arenalarda iktidarın gücünü gösteren kanlı canlı şiddet unsuru günümüzde kamplara çekilmiştir. Gururla gezen şiddet, geç modern çağda utangaç bir şekilde gaz odalarında ve gözlerden ırak köşelerde gezmektedir.
Şiddet zaman içinde sadece mekân değiştirmemiş aynı zamanda şekilde değiştirmiştir. Olumsuz şiddetin her türküsünün kınandığı günümüzde olumlu şiddet ortaya çıkmıştır. Başarı ve performansa dayalı şiddet kendini sömürme olarak gerçekleşir. Bu şekil insanı zorlayan değil, özgürlük kılıfında sergilenendir.
2. ŞİDDETİN ARKEOLOJİSİ
Şiddetin başlangıcı dinseldir. Azteklerde savaşlar savaş tanrısı için yapılırdı. Kan isteyen tanrı için öldürmek ve ona adanan insan kurbanlar şiddetin arkaik hâlidir.
Ölmemek için öldürmek ölümsüzlüğü elde etme hâline dönüşür. Eski zamanlarda öldürme gücüne sahip olmak iktidar olmanın temeli sayılıyordu. Günümüzde iktidarın öldürme gücü yerine paraya sahip olması gerekiyor.
3. ŞİDDETİN RUHU
İnsanda üst ben ve ben vardır. Üst ben disipline dayanır. Emreder, baskı yapar. Ben ise kendi özgürlüğü ile üst benin baskısı altında sıkışır kalır. Geç modern toplumda ideal ben ortaya çıkar. Bu durumda insan kendini özgür hisseder. Bu defa her gün kendini geliştirmeye çalışır. Performans ön plana çıkmıştır. Daha çok başarı, daha çok mutluluk uğruna kendini tüketir. Bu durum dış baskı ve dış işkenceden daha ölümcüldür.
4. ŞİDDETİN POLİTİKASI
4-1. Dost ile Düşman
Dost bedir, düşman nedir, kavramlarını irdelemiş. Düşman kelimesi politik anlam içeriyor. Düşman çirkin değildir, nesnel değildir. Tamamen politktir. Dost kelimesinde yakın olma kendi'nden olma durumu vardır. Düşman olmanın nesnel bir nedeni yoktur. Ötekileştirmeden kaynaklanır. Birden fazla gerçek dostu ve düşmanı olanın karakter problemi vardır.
4-2.Hukuk ve Şiddet
Hukuk şiddetten kuvvet alır. Bir devletin kurulmasında şiddet esaslıdır. Devletin varlığı hukuka bağlıdır. Hukuk da sistemini şiddet yoluyla korur. Sadece şiddete dayanan devletler yıkılmaya mahkumdur. İçinde dostluk barındıran devletler daha sağlamdır. Herkesin bağlılığını sağlayan devletlerde hükümdar yanlış yaptığı takdirde toplumun tamamından tepki alır. Bireyler hükümdara karşı çıktığında ise devlete karşı çıkmış olur. Günümüz iktidarı ihtişam düzeni değil, tüketim düzeni kurar. Devlet, hukuk ve politika tüketim için çalışır.
5. ŞİDDETİN MAKRO MANTIĞI
Şiddet ve iktidar ekseninde anlatılmış. İktidar eğmek, bükmek, hükmetmek ve gücünü devam ettirmek üzerine kurulmuştur. Şiddet ise kırar, yıkar, yok eder. Mekânı yoktur. Varlığını sürdürmek gibi bir hedefi yoktur. Her ortamda kendini gösterir. Olumlu ve olumsuz şiddet olarak ikiye ayrılır. Olumsuz şiddet acıtır, yok eder. Olumlu şiddet aynılığın cehennemidir. Olumluluk içinde Ben'i depresyona sürükler. Olumsuz şiddet ise öteki Ben'in baskısı altında tutar, esir eder. Olumlu şiddet özgür bırakır.
İKİNCİ BÖLÜM
ŞİDDETİN MİKROFİZİĞİ
1. SİSTEME İÇKİN ŞİDDET
Sistemde olumlu şiddetin toplumun her kesimine yansıdığını ifade ediyor. Amirler ve memurlar daha fazla performans için kendini tüketmektedir. Aynı görüntüye sahip olmak için insanların estetik cerrahın müdahalesine başvurması örneklenir. Bu yönüyle Afrika'daki klitoris sünneti ile Avrupa'daki estetik ameliyatı aynı sonuçtur. Afrika'daki olumsuz, Avrupa'daki olumlu şiddete örneklenir. Üstelik performans için gönüllü acı çekme sadece sömürülenler için değil sömürenleri de kapsar. Aynı zamanda cinsiyet de seçmez.
2. İKTİDARIN MİKROFİZİĞİ
Eskiden iktidar demek kan akıcı, baş kesici demekti. Can almak hükümdara ait olduğu için bireyin kendi canını alması suçtur. İntihar, hükümdarın rolünü bireyin elde etmesidir. 21. yüzyılda iktidar yasalar toplamıdır. Bu yasalara toplumun her kesimi uymak zorundadır. Olumsuz şiddet yerine olumlu şiddet iktidarın gücünü belirler. Bu da failin performans geliştirme çsbasıyla kendini tüketmesidir.
3. OLUMLUĞUN ŞİDDETİ
Olumsuzluk kriz ve kritik yaratıyordu, abartılı okumluluk felaket yaratıyor.
Dışarıdan gelen tehlike artık önemini yitirmiştir. Asıl tehlike içeriden gelendir. Dışarıdan gelene bir tepki verilir. Savunma mekanizması çalışır. Fakat sürekli olumluluk durumunda savunma mekanızması çalışmaz, özelliğini kaybeder. Sürekli olumlu doldurmanın sonu kusmadır. Kusma bir savunma değil, rahatlama oluşturur. İnsanların sistemi ile mikropların sistemi benzerdir. İkisi de hastayı bitirmeyi hedeflerler. Sürekli olumluluk insanın kendini bitirmesidir.
4. ŞEFFAFLIĞIN ŞİDDETİ
Özel olan gizlidir. Herkese açık olan özelliğini kaybeder. Şeffaf toplum demek teşhircilik demek. Birini takip etmek veya birini hayatını topluma açmasını istemek eskiden suç ve baskı unsuruyken günümüzde insanlar kendi verilerini topluma açıyorlar. Şeffaflık toplumunda birey hem fail hem tükenendir.
5. MEDIUM IS MASS-AGE
Ortam mesajdır. Herkes kendi ortamını oluşturur. Bazı ortamlar iktidarlar tarafından oluşturulur. Yabani hayvanların çevreye idrar gibi kötü kokular saçarak kendi bölgesini oluşturduğu gibi insanlar da kentsel ve kimyasal atıklarla ortam sağlarlar.
6. RİZOMATİK ŞİDDET
İnsanların etiketleri ve kodları vardır. Bir aile, millet, vatan gibi. Günümüzde belli kodlardan uzaklaşma, kişiyi kişi yapan farklılıkları yok edip yersiz yurtsuzlaşma rizomatik şiddeti doğurur. Küresellik adı altında kodlarından kurtulup özgürlüğe koşma ve aşırı olumluluk kapitalizmin sürekli tüketme ilkesiyle örtüşmektedir.
7. KÜRESELLİĞİN ŞİDDETİ
Her toplumun karşısında başka bir toplum vardır. Küreselleşme karşı fikrini ortadan kaldırır. Artık herkes biz olmuştur. İmparatorlukta sömüren bir iktidar ortadan kalkar. Küreselleşen insan artık kendini sömürmeye başlar. Bu sömürünün sonu yoktur. Fail ve kurban aynıdır. Bu kısır döngünün sonu felakettir.
8. HOMO LIBER
Özgür insan modeli geç modern çağda tutum değiştirmiştir. Eskiden insanlar bir hücrede, bir evde, bir şehirde tutsak yaşardı. Tutsaklık mekândan ibaretti. Geç modern çağda özgür insan artık kendini hapsetmiştir. Sürekli performans geliştirme çabası kendini tüketmeye sebep olur. Patron-işçi, emreden-emralan, sömüren-sömürülen aynı kişidir. Klasik düzende kişi özgür olabilmek için mutlak güce karşı çıkması gerekmektedir. Mevcut güce karşı çıkmanın olumsuz sonuçları da olabiliyor. Geç modern çağda insanın kendisine karşı çıkması daha zordur.
Olumsuzluklar yok edilmiş, kişi olumluluk deryasında depresyona yaralanmıştır.
"Ölmeyecek kadar canlı ve yaşayamayacak kadar ölüdürler."