HÖLDERLİN
(Biyografi)
STEFAN ZWEIG
Stefan Zweig ile ilgili okumamıza onun farklı bir edebiyat alanındaki yeteneğini görebileceğimiz biyografilerinden olan Hölderlin ile devam ediyoruz.
1770-1843 arasında yaşamış, klasik çağın ve romantizmin en önemli temsilcilerindenden olan Alman lirik şair Friedrich Hölderlin’in biyografisi özellikle romantizmi anlamak açısından çok çok önemli.
Hölderlin, küçük yaşlarda hemen hemen tüm aile bireylerini kaybeder. Ebeveynleri onun bir din adamı olmasını istemişlerdi. Kayıplar sonrası kendi içine gittikçe daha çok yoğunlaşan yönelişi ve yoğunlaşması ile doğanın ve tanrının içiçeliğinin duygusal cisimleşmiş hakine döner. Dünyaya gelmeye ve dalmaya, varlık dünyasında kirlenmeye dönük olarak gittikçe daha kararlı bir şekilde devam eden bu iç dalışları gittikçe daha çok kararlı hale gelir. Varlık dünyasınun kendi iç dünyasına her hangi bir bir şekilde sızmasına izin vermeyen Hölderlin yalnızlığa kararlı bir şekilde çekilmiştir. Bunu tüm hayatı boyunca sürdürür. Bazen şiir ile aslında “ötelerden” fısıltılarıyla gündeme gelen Hölderlin roman da yazmıştır ancak daha çok şiir ile ama bildiğimiz kalıplar ve ilkelerle hiç bağdaşmayan bir şiir şeklidir. Henüz dünyevileşmemiş bir bir şiirdir onun şiirleri. Bu bir şekilde ilahi bir varlıktan kopan bir varlığın acı yakarışlarıdır diyebiliriz.
Hiç bir şekilde güncel hayat ile bağ kurmak istemeyen Hörderlin tüm dünya ile olan inatlaşmalarında galip gelir ve kendi kararlarını uygular ve işahi yalnızlığına çekilir.
Henüz akli melekeleri yerindeyken yazdığı şiirler ve sonrasındaki şiir parıltıları dünya edebiyatında eşi görülmemiş berraklıktaki duyguları yansıtır.
Genç yaştayken çıldırma noktasına gelen Hölderlin önce bir klinikte tedavi ömür sonra bir marangoz tanıdığın evlerinin bir parçası olan bir külde 30 yıl kaldığı söylenir. Burada kaldığı zamanlarda aslında deli muamelesi görmüştür çünkü insanlarla iletişim dahi kurmak istemez. İçini kağıda döker. Oradaki şiir vs üretimi ölümünden sonra bir kütüphaneye kabaca teslim edilir. Üzerinden bir yüz yıl geçtikten sonra özellikle Hridegger gibi bazı alman düşünürlerin farketmesiyle keşfedilir ne kadar önemli bir dehanın yitirildiği yazdıkları gün yüzüne çıkınca anlaşılacaktır.
Beni etkileyen tarafı onun ifadelerindeki % 100 samimiyettir. Hiç bir beklenti ve kaybı olmadan yazılmış şiirlerdir. Özgürlüğünü kısıtlayan dışsal hiç bir bağı kabul etmeyen Hölderlin yazdığı bu özgür duygularıyla bizlere bir insanım duygularının en saf halinin nasıl dile getirilebileceğini göstermiştir.
Bir örnek.
"Çocuk, insanların bukalemun rengine bürünmediği sürece tanrısal bir varlıktır."
“Onlara kalbinin bilmecesini vermiştin, çözsünler diye.”
''...içimizdeki sevgi, biz yaşadığımız kadar yaşadığı içindir ki, fakiriz.''
''...senin kalbinin şarkısını duyuyorum ben!''
Haberin olsun ruhum,
Hatırı sayılır bir yangın olacak.
Ah, ne güzel günlerdi. Ama ardından hüzün dolu bir günbatımı geldi...
Biz hiçiz, aradığımızsa her şey.
Söyle kalbine!
İnsan huzuru kendi kendine vermezse,
onu dışarıda boş yere arar.
" Öyleyse neden uyumak bilmez benim bağrımdaki diken."
Altüst olacak, umutsuzluktan öleceğini sanacaksın, ama, iç dünyan seni yine kurtaracak.
Kafa adamları var, insan yok; din adamları var, insan yok; efendiler, köleler, gençler ve ağır başlı kişiler dolu; insan yok...
Dil pek gereksiz bir şey. Ne yaparsak yapalım asıl söylemek istediklerimiz her zaman için, denizin dibindeki inciler gibi kendi derinlerinde ilişilmeden kalır ve söylenemez.
“Düşlerken bir tanrıdır insan, düşünürken ise bir dilenci.”
"Kendi içimde bir durak bulamayacak mıyım?"
Susarak katlanırsın
onlarsa anlamazlar seni.
"Gözlerinde ezilmiş gönlünün alevi ışıldıyordu."
Evet, insan sevdiği zaman her şeyi gören, her şeyi nurlandıran bir güneş, sevmediği zaman ise için de isli bir lambanın tüttüğü karanlık bir ev.
Dostum! Ümit olmasa hayat ne olurdu? Kordan sıçrayan ve sönen bir kıvılcım!
"Sana bir kez daha rastlayayım diye konuşulan her dile bürünür, her şekle girer de bin yıllar boyunca yıldızdan yıldıza dolaşırdım."
"Aczini ayaklarının altına alan insan yükselir."
İşte yaşama bakıyorum, nedir her şeyin sonu? Hiç. Düşte yükseliyorum, nedir her şeyin en yükseği? Hiç.
"Ben kuru bir toprağım ve sen verimli bir yağmur gibi bana doğru geliyorsun."
“neden ruhunda sevinç ve acı değişip duruyor? çünkü senin her şeyin var ve hiçbir şeyin yok.”
Ne kadar yetkinsen o kadar derin acı çekeceksin!
İnsan kendini, kendi öz dünyasında bulduktan sonra yitiğin anlamı kalır mı? Her şey bizim kendi içimizdedir.
Ah bu durup beklemek yok mu, bu her şeyden daha zor sevgilim.
Gerçek acı, coşturucudur. Güçsüzlüğünü ayaklarının altına alan insan yükselir. Özgürlüğü ruhun acısında duymamız, ne denli güzel şeydir!
"Değil mi ki insan gücü hiçbir şeyi değiştirmeye yetmiyor, değil mi ki hayat ışığı kendi keyfince gelip yine kendi keyfince uzaklaşıyor.."
Ah, insanoğlunun deli
gönlü için yurt bulunamaz.
"Ah, siz zor sever insanlar!" dedi, "ne çabuk dayanamaz oluyorsunuz!"
Seni anlamayanlar, mutlu kişilerdir! Seni anlayanlardır ki büyüklüğünle beraber umutsuzluğunu da paylaşırlar.
Evet, doğru! duygusuz bir yürek, sınırlı bir zeka ile mutlu ve rahat yaşamak pek kolay.
''İyi bir şeydir insanın uzaktan bakabilmesi hayata,
Ve anlayabilmesi hayatın kendini nasıl algıladığını
Ayakta kalabilen, atıldıktan sonra tehlikenin kollarına,
Fırtınalarda ve rüzgârlarda yolunu bulabilmiş biridir.''
#kendimi keşfet #kendini önemse #kendini tanı