·448 syf.··Beğendi
···Okunma: 04 Temmuz 2025 18:54 Roman, Franco sonrası İspanya’da geçiyor ama bu bağlam sadece tarihi bir fon değil aynı zamanda bir suskunluklar çağına işaret ediyor. İnsanlar konuşmuyor, konuşamıyor ya da konuşmak istemiyor. İşte Juan’ın işvereni olan ünlü yönetmen Eduardo Muriel’in hayatındaki eski bir karanlık nokta bir ahlaki suçlama, bir söylenti– tüm romanı gölgeler gibi dolaşıyor. Ve Juan, bu suçlamanın doğruluğunu araştırmakla görevlendiriliyor. Fakat Marías’ın tarzını bilenler için sürpriz olmayacağı üzere, kitap asla bu gizemin doğrudan çözümüne odaklanmıyor. Tam aksine, bu “araştırma” sayesinde biz, insanların birbirini nasıl gözlemlediğini, nasıl yargıladığını ya da yargılamaktan neden çekindiğini keşfetmeye başlıyoruz.
Muriel’in eşi Beatriz ile olan soğuk ve gergin ilişkisi romanın en çarpıcı yönlerinden biri. Beatriz’in geçmişte yaptığı ya da yapmadığı şeyin, yalnızca bir evliliği değil, insanlara duyulan güveni ve bağışlama kapasitesini nasıl yok ettiğini görmek sarsıcı. Marias, bu evlilikteki suskunluğu, öfkeyi, aşağılamayı öyle ince ayrıntılarla anlatıyor ki, bazen bir bakış, bir cümle ya da suskunluk tüm bir sayfaya yayılıyor.
Anlatıcı Juan, gençliğiyle beraber getirdiği merak, hayranlık, hayal kırıklığı ve cinsel gerilimle roman boyunca bir gölge gibi dolanıyor olayların etrafında. Ne tam olarak dahil oluyor ne de tamamen dışarıda kalıyor. Bu da ona (ve bize) nesnel bir gözlem gücü kazandırıyor ama aynı zamanda acı bir yalnızlık da getiriyor. Marías’ın anlatıcıları genellikle fazlasıyla düşünen, iç gözlemci karakterlerdir; Juan da tam olarak bu çizgide. Sürekli düşünerek, belki de hareket edemeyerek yaşadığı bir dünya onunki.
Kitabın asıl gücü olaylarda değil, düşüncede. Uzun, cümlelerde; bir insanın yaptıklarının mı yoksa yapmadıklarının mı daha belirleyici olduğuna dair etik sorularda. Birini affetmek, geçmişi unutmak ya da unutmuş gibi yapmak üzerine sayfalarca süren düşünsel açılımlar, romanı sıradan bir anlatının ötesine taşıyor.
Ve belki de en çarpıcı olan şey şu: Marias, acının da, başlangıcın da tek bir an olmadığını; zamanla sızan, yayılıp büyüyen, geçmişle bugünü birbirine bağlayan bir süreklilik olduğunu gösteriyor. Yani aslında hiçbir şey gerçekten bitmiyor ya da başlamıyor; her şey birbirinin devamı gibi. Tıpkı bir yanlışın zamanla bir evliliğe, bir dostluğa, bir kimliğe sirayet etmesi gibi.
Ah Marias yine şaşırtmadı çok çok beğendim :)