Gönderi

Yaklaşamadığım bir hikaye.
8/10
·371 syf.··
Beğendi
·
2025 27. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2025 23:38
Agota Kristof’un bu eserini bir süre önce okudum. Açıkçası bir inceleme yazıp yazmama konusunda kararsız kaldım. Kitabın neyi, nasıl anlatmak istediğini görebiliyorum; bilinçli bir şekilde okuyucuyu hikâyenin içine almıyor. Bu da beni hem etkiledi hem de rahatsız etti. Kitap hakkında okuduğum incelemelerin neredeyse tamamı, onun ne kadar ‘müthiş’ olduğu konusunda hemfikir. Bu da beni kendimi sorgulamaya itti: “Bir tek ben mi hikâyenin dışında kalmaktan rahatsız oldum?” O yüzden bu yazıyı yazmaktan vazgeçmek üzereydim. Sonra fark ettim ki, belki de tam da bu yüzden yazmalıyım. Çünkü Kristof’un yapmak istediği şey, benim üzerimde kesinlikle işe yaradı. Hikâye, adını hiç öğrenemediğimiz bir ülkenin, adını hiç öğrenemediğimiz bir şehrinde, savaşın korkunç gölgesi altında hayatta kalmaya çalışan iki kardeşin yaşadıklarını anlatıyor. Ancak bu anlatım, alışık olduğumuz tarzlardan çok farklı; duygudan arınmış, neredeyse klinik bir sadelikle sunuluyor. Hikâye çok sert, okumakta zorlanacağınız kadar sert. İki küçük çocuğun şahit olduğu vahşet, trajedi, hatta sapkınlıklar akıl sınırlarının ötesinde. Okuduklarınızın dehşetiyle kardeşlere sarılmak istiyorsunuz ama Kristof, okura şefkat hissi bile tanımıyor; çünkü o dünyada şefkatin yeri yok. Bu da tam olarak kendimi hikâyenin dışında kalmış hissettiğim yer. Hikâyenin ikinci kısmında ikizler birbirinden ayrılıyor. Yıllar geçiyor ve onların yetişkin hâlleriyle tanışıyoruz. Ama trajediler bitmiyor. Tabii biz hâlâ onlara yaklaşamıyoruz. Kristof bunu bilinçli yapıyor elbette. Okuyucuyu dışarıda bırakıyor. İkizleri tüm kötülüklerin içine atıyor ama onlara dokunmamıza izin vermiyor. Onlar yetişkin olduğunda bile onları koruma isteğiniz azalmıyor — ama hâlâ yaklaşma izniniz yok. Peki Kristof neden bu anlatımı seçiyor? Kitabı okurken en çok bunu sordum: Neden bu anlatımı seçiyor? Çünkü başka bir şansları yok. İki küçük çocuk, vahşetin her anını hissederek nasıl hayatta kalabilir? Bütün gördüklerini ve hissettiklerini bir duvarın arkasına gizleyip kendilerine yeni bir dünya yaratmaktan başka ne yapabilirlerdi? Derken hikâyenin üçüncü kısmıyla birlikte, gerçekliğin kaydığı bir noktaya varıyoruz. Hikâyenin tamamını baştan sorgulatan bu kırılma, yalnızca olay örgüsüne değil, bizim tanıklık ettiğimiz duygulara da gölge düşürüyor. Bildiğimizi sandığımız her şeyi yeniden öğrenmek zorunda kalıyoruz. Bu da bizi bambaşka bir çaresizliğin içinde bırakıyor. Açıkçası bu kitabı sevip sevmediğimden hâlâ emin değilim. Bu yazıyı yazarken kitaplığımdaki yerine bakıyorum ve bende oluşturduğu o soğuk hissi hâlâ taşıyorum. Ama bir kitabın, sizi sarsmadan da kalıcı bir iz bırakabileceğini, duygudan arındırılmış bir anlatımın da derin bir duygu yaratabileceğini fark ettim. Belki de edebiyat bazen tam olarak budur: Bir şey hissetmediğinizi sanırken, içinizde bir şeyler çoktan değişmiştir bile.
1000Kitap
Büyük Defter - Kanıt - Üçüncü YalanAgota Kristof · Yapı Kredi Yayınları · 20258,4bin okunma
·
69 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.