Kitap, Rus tarihi ve siyaseti üzerine vakıf bir kişi için tam bir hayal kırıklığıdır. Ancak bu alanda hiçbir bilgisi olmayan bir okur için, Batı perspektifinden yazılmış vasat düzeyde bir giriş kitabı olarak değerlendirilebilir. Yazar, Çarlık Rusyası dönemini Sovyetler Birliği sürecine kıyasla daha kabul edilebilir bir üslupla ele almış; fakat tarihsel olaylardan çok liderlerin kişisel özelliklerine odaklanmayı tercih etmiştir.
Çarlık dönemi için kritik öneme sahip iki husus ise yüzeysel şekilde geçilmiştir: Rusya’nın başat bir güç haline gelmesinde büyük rol oynayan Altın Orda Devleti'nin çöküşü ve Osmanlı-Rus savaşlarının tarihsel önemi detaylandırılmamıştır.
Kitabın en sorunlu bölümü olan Sovyetler Birliği kısmı ise tamamen Batı perspektifinden ve oldukça yanlı bir anlatımla kaleme alınmıştır. Özellikle çöküş dönemine dair anlatımda, süreci hızlandıran liderler (örneğin Gorbaçov) abartılı biçimde idealize edilmiş, Batı kurumları ve hümanist değerler ile çelişen uygulamalar ise başarısızlık olarak değerlendirilmiştir. Bu yaklaşım, otokrasi merkezli ve güçlü devlet modeline dayanan tipik bir Avrasya örneği olan Rusya için oldukça sığ bir bakış açısıdır.
Ekonomik koşullar ve sosyolojik değerlendirmelerde de, özellikle ABD ile yapılan refah merkezli karşılaştırmalar çoğu yerde gerçeklikten uzaktır. Yazar, bazı detayları farklı araştırmacıların görüşlerine referans vererek sunmuş olsa da, Sovyetler Birliği’nin çöküşünü kronik imparatorluk sorunları ekseninde doğal bir sebep-sonuç ilişkisine indirgemiştir.
Üçüncü bölüm olan Rusya Federasyonu değerlendirmesi ise görece daha dikkatli ve dengeli yapılmıştır. Ancak yine de, klasik Batı perspektifinin etkisinde yazılmış olup, hümanizm ve demokrasi karşıtı uygulamalar ön plana çıkarılarak mevcut rejimin hayatta kalma refleksleri yer yer itibarsızlaştırılmıştır.Kısa Rusya Tarihi