AKIŞKAN HAYAT, Zygmunt Bauman
1925-2017 arasında yaşamış Yahudi kökenli Polonyalı sosyolog ve filozof Zygmunt Bauman tarafından modern hayatın akışkanlığı üzerine yazılmış güzel bir eser.
Bauman eserlerinde özellikle Post modern felsefenin hem sosyoloji alanında uyarlanmasını hem de genel kuramsal düzeyde sağlıklı bir şekilde değerlendirmesini ortaya koyan yapıtlarıyla tanınmaktadır.
Kitabın içeriğini en iyi özetleyecek ifade belki de şu:
‘’Buz üstünde güvende kalabilmek için sürekli büyük bir hızla oradan oraya koşturmak zorunda kalan insanlara yazılmış bir kitap.
Akıcılaşan, katı ve durağan hiçbir şeyin kalmadığı bir yaşam içinde kalıcı anlamlar arayan insanların başucunda tutacağı bir eser.
Dünya üzerinde her insanın yakıcılığını hissettiği savaşlar, kitlesel göçler, çevresel tahribatlar gibi küresel sorunlar karşısında kendisini aciz hissedenlerin, bu yaşamı kavramasına yardımcı olacak öneriler ve yorumlarla dolu bir kitap.
En önemlisi de dünyayı insanlık için daha yaşanılabilir bir yere dönüştürme olasılığını yeniden masaya yatıran bir girişim...’’
Bauman bu eserde bize şunu teklif ediyor:
‘’Gezegenin sorunlarına yerel çözümler getirerek zaman kaybetmek yerine, küresel bir sorumluluk alın. İnsanlar ancak küresel ölçekte yarattıkları etkileşim ağıyla bu sorunları aşabilirler.
Kamusal alanın;
‘’Tartışmaların, yüzleşmelerin ve uzlaşmaların sürdürüldüğü bir diyalog zeminine dönüşmesi’’ gerektiğini söyleyen düşünür, ulus-devletlerin tahakkümüyle kurulacak bir kamusallığın küresel sorunlara çözüm getiremeyeceğini belirtiyor. Ona göre yaşadığımız akışkan toplum kalıcı barışı ve huzuru ancak herkesin birbiri için sorumluluk aldığı, birbiriyle ilgilendiği ve birbirlerinin sorunlarına politik çözümler sunduğu bir zeminde tesis edebilir. Bunun ilk adımıysa artık fırtınalardan korunabileceğimiz ve sadece bize has bir sığınağın olmadığını fark etmekten geçiyor. İşte Bauman bu eserle okurlarına her an sezdikleri, şüphe duydukları ve iliklerinde hissettikleri bir çaresizliği anlamlandırıp ona karşı önlemler almanın araçlarını sunuyor...’’
Özellikle yaşadığımız coğrafyada en diri damarlardan olan milliyetçilik, ulusçuluk, dinsel milliyetçiliğin yarattığı tahribatları dikkate aldığımızda bu sorunları aşmak için uygun bir öneri olarak görülebilir bir tez. Zaten yaşadığımız dünyanın tek devletli bir hale geleceğini ve dünya vatandaşlığı kavramının geleceğimizde yer edineceğini ön görmek mümkün. Kant’tan Hegel’e, bir dünya devleti teorisi artık bir güç etkisiyle dünyaya dayatılan bir sonuç olmaktan ziyade yarattığımız sorunları aşmak için zorunlu olarak omuz omuza vererek kurmamız gereken bir yapı olarak karşımıza çıkacaktır. Belki de dünyayı tahribattan kurtaracak en kadim kimliğe dönme zamanı gelmiştir, insan kimliğine.
Okunmaya değer güzel bir sosyoloji kitabı.