Bu kitap benim için sadece bir roman değil, annelik kavramına dair sarsıcı bir yüzleşmeydi.
⠀
Hikâye, güzelliğini bir güç gibi kullanan, dikkat çekmeyi hayatının merkezine koymuş bir kadının, genç yaşta istemeden anne oluşuyla başlıyor. Kendi yıldızını tam parlatamadan doğan kızı, onun gözünde hep bir engel oluyor. Anne, farkında bile olmadan çocuğunu bir rakip gibi görmeye başlıyor. Kendi içinde büyüttüğü kıskançlığı, sevgisizliği ve soğukluğu yıllarca bu çocuğa yansıtıyor.
⠀
Küçük bir kız çocuğu… Annesinin sevgisini kazanmak için her şeye katlanan, her şeye rağmen onu affeden, umut eden bir kalp… Ama ne yaparsa yapsın yetemeyen, hep eksik hissedilen bir evlat.
⠀
Annesinden göremediği sevgiyi, kardeşlerine yönelen aşırı ilgiyle daha da acı biçimde hisseden bu çocuk, büyüyor. Yaralarıyla, hayal kırıklıklarıyla ama güçlü bir şekilde büyüyor. Başarılı bir hekim oluyor, kendi ayaklarının üzerinde duruyor.
⠀
Derken hayatına başka bir kadın giriyor. Ona güvendiği, hayatını onunla paylaştığı bir kadın. Ama zamanla fark ediyor ki, bu kadın da tıpkı annesi gibi sorunlu. Onun da bir kızı var ve o kıza da gerçek bir annelik yapamıyor.
⠀
O küçük kızla bağ kurduğunda, ilk kez birine gerçekten sevgi vermeye başlıyor. O çocuğun dönüşümüne şahit olurken kendi geçmişiyle de yüzleşiyor. Ama bu kırık dökük ilişkiler zinciri bir trajediyle son buluyor.
⠀
Acıyla Çarp Kalbim, anneliğin yalnızca biyolojik bir bağ değil, ruhsal bir sorumluluk olduğunu acı bir dille anlatıyor.
⠀
Sevgisiz büyüyen çocuklar susar, anlatmaz, ama içlerinde tarifsiz fırtınalar kopar.
⠀
Her anne adayının, her ebeveynin ve hatta çocukluğunda anlaşılmamış herkesin okuması gereken bir kitap.
⠀
Ben bu kitabı okurken birçok yerinde içim acıdı. Özellikle sevgiye aç bir çocuğun, “belki bir gün sever” diye beklemesi beni derinden etkiledi. Annelik yüceltildiği kadar sorgulanmalı da… Çünkü bir insanın en derin yarası çoğu zaman en yakından gelir.