·134 syf.····Okunma: 10 Temmuz 2025 21:02 bu incelemede yazdıklarım eser hakkındaki kendi düşüncelerim ve çıkarımlarımdır, alegorik bir eser olduğu için okuyan herkesin kendine göre farklı anlamlar çıkarması çok doğaldır. bunu ilk baştan belirtmek istedim
kitapta vladimir ve estragon adında iki adamın zaman ve mekanın belirtilmediği, etrafta sadece kuru bir ağacın olduğunu bildiğimiz bir yerde 2 gün boyunca godot adında birini bekleyişlerini okuyoruz. vladimir ve estragon godot'nun gelişini beklerken sürekli sıkılırlar ve zaman geçsin diye de türlü şeyler denerler ve bu bekleyişleri sırasında da farklı kişilerle karşılaşırlar. bunlardan ilki efendi pozzo ve köle lucky'dir. pozzo, lucky'nin boynuna geçirilmiş bir ipin diğer ucunda, lucky'nin arkasında, lucky'e emir vererek onu kendi keyfine göre yönlendiren efendi; lucky ise yükten sırtı kamburlaşmış, efendisinden deli gibi korkan, sessiz, itaatkar köle. vladimir ve estragon bu ikiliyi görünce önce çok şaşırırlar ve vladimir pozzo'nun bu yaptığının insafsızlık olduğunu, lucky gibi yaşlı ve sadık bir hizmetkara bu şekilde davranmanın insanlık dışı olduğunu pozzo'ya söyler. pozzo ise ilk önce kendini acındırarak lucky'e artık katlanamadığını, lucky'nin çok değiştiğini, eskiden iyi biriyken şimdi çekilmez biri olup pozzo'ya hep sıkıntı verdiğini söylemesi üzerine vladimir'in lucky'e, pozzo gibi iyi bir efendiye bunları nasıl yaptığını, bunun insafsızlık olduğunu söylemesinden sonra da pozzo'nun öyle bir şey olmadığını, yalan söyledim hiç acı çektirilecek bir adam mıyım ben demesi üzerine de sohbetlerine kaldıkları yerden devam ederler. vladimir ve estragon'un bu bekleyiş sırasında çok sıkıldıklarını söylemeleri üzerine de pozzo lucky'e dans, sesli düşünme gibi şeyler yaptırır fakat bu da pek etkili olmaz çünkü lucky sesli düşünürken bir anlamı varmış gibi görünüp hiçbir anlam ifade etmeyen sözler söyleyip durur sadece. bunun üzerine lucky'nin şapkasını kafasından çıkartarak onu sustururlar ve pozzo artık gitme vakti geldi diyerek lucky'yle oradan ayrılır ve vladimir ve estragon tekrar yalnız kalıp godot'yu beklemeye devam ederler. bekleyiş sırasında bu sefer de küçük bir çocukla karşılarlar ve çocuk onlara godot'nun bu akşam gelmeyeceğini ama yarın kesinlikle geleceğini söyler ve oradan ayrılır. ertesi gün olur, ağacın bazı dallarında yeşil yaprakların çıktığını görürler bu vladimir'in umutlarını da yeşertir ve sıkıcı bekleyişlerine kaldıkları yerden devam ederler. bu bekleyiş sırasında tekrar pozzo ve lucky'ye rastlarlar fakat bu sefer pozzo kör olduğu için lucky'nin ani bir hareketle durup pozzo'nun da ona çarpmasından dolayı üst üste yığılmış olarak yerde yatar halde bulurlar. uzun bir kararsızlık ve iç hesaplaşmadan sonra yerden kalkmalarına yardım ederler ve pozzo'yla lucky yollarına devam eder. vladimir ve estragon bekleyişlerine devam ederler ve yeniden küçük çocukla karşılaşırlar. çocuk dün onları gördüğü halde tanımaz ve yeniden godot'nun bu akşam gelmeyeceğini fakat yarın kesin olarak geleceğini söyler. vladimir tüm olanları hatırladığı için sinirlenir ve çocuğa bağırır çocuk da koşarak uzaklaşır. akşam olur vladimir umutsuzluğa kapılır ama estragon'a yine de beklemeye devam etmemiz gerek, eğer godot yarın da gelmezse kendimizi ağaca asarız der. estragon akşam olduğu için artık oradan gitmeleri gerektiğini söyler, vladimir de gidelim der ve kımıldamazlar, kitap da burada biter. benim bu kitap hakkındaki çıkarımlarım ise; godot'nun tanrı veya ilahi bir varlık, vladimir'in insanın aklı/mantığı (belki de mantıksızlığı), estragon'un insanın bedeni/bedensel duyuları, pozzo'nun zalim bir efendi (somut veya soyut) ve lucky'nin de onun itaatkar kölesi, küçük çocuğun hz.isa/haber ulaştırıcı manevi bir varlık, ağacın da vladimir'in umutlarının bir temsili olduğu yönünde. bu çıkarımlarımın nereden temellendiğini açıklayacak olursam da, ilk olarak godot isminin tanrı kelimesine benzemesi (god) bana godot'nun tanrıyı veya ilahi bir varlığı temsil ettiğini düşündürdü. buna ek olarak sf.23'te vladimir ve estragon arasında geçen şu diyalog da bu fikrimi güçlendirdi:
Vladimir: Bize ne söyleyecek bekleyelim.
Estragon: Kim?
Vladimir: Godot. Bize ne söyleyecek acaba, çok merak ediyorum.
Estragon: Tam olarak ondan ne istemiştik?
Vladimir: Sen orada değil miydin?
Estragon: Dikkat etmemişim.
Vladimir: Şey... Kesin bir şey söylemedik.
Estragon: Bir çeşit duaydı.
Vladimir: Aynen.
Estragon: Bir yakarış.
buna ek olarak pozzo'nun godot'nun adını hatırlamaya çalışırken godet? godot? godin? diye tahminlerde bulunması ve bu isimlerde "god" kökünün hep sabit kalması. bu bana farklı dinlerdeki tanrı isimlerinin zaman içinde ufak değişikliklere uğramaları fakat özünde birbirlerine olan benzerliklerini hatırlattı. örnek vererek açıklayacak olursam; yahudi inancındaki "elohim" isminin müslüman inancına "allahım" olarak geçmesi. bu iki kelimede "lhm" harfleri dışındaki sesler zaman içinde farklılığa uğramış fakat kök olan "lhm" sabit kalmış. son olarak da tanrı'nın bize hiçbir surette görünmemesi gibi godot'yu da kitap boyunca göremememiz ve ondan sadece bir elçi, bir vekil aracılığıyla haber alabilmemiz. vladimir'in insanın aklını temsil ettiğine nereden kanaat getirdiğimi açıklayacak olursam, sf.9'da yani oyunun girişinde vladimir'in "Uzun zaman bu fikre karşı direndim, kendi kendime Vladimir, sakin ol, dedim. Her şeyi henüz denemedim, dedim. Ve tekrar mücadeleye devam ettim." sözü, aklımızın durum umutsuz veya mantıksız da olsa doğru bildiğini düşündüğü şeylere inanmaya devam etmesini hatırlattı bana. buna ek olarak estragon'un yani insanın bedeninin sürekli bir şeyleri unuttuğu halde vladimir'in yani insanın aklının yaşadığı olayları unutmaması da bu düşüncemi pekiştirdi. estragon'un hem bir şeyleri sürekli unutması hem de fiziksel olarak sürekli acı çekmesi, bedensel ihtiyaçlarının olması (örneğin acıkması) da onun insan bedenini temsil ettiği düşüncesinin akla yatkın olduğunu düşündürdü. pozzo ve lucky'nin, zalim efendi ve efendisinden korkan itaatkar köle ilişkisinde ise benim şahsi düşüncem pozzo'nun ingiltere gibi sömürgeci bir devlet, lucky'nin de sömürülen ülke olduğu yönünde. çünkü sf.125'te vladimir lucky'nin taşıdığı valizlerin içinde ne var diye sorduğunda pozzo kum var diyor (toprak). benzer şekilde sf.33'te pozzo'nun vladimir ve estragon'a "Evet beyler, işte görüyorsunuz, benzerlerimden çok uzun süre ayrı kalamıyorum (İki benzerine bakar.) Bana benzemekte kusurları olsa da..." sözünde pozzo'nun vladimir ve estragon'u kendi kadar değerli ve kusursuz olmasa da kendinin bir benzeri/türdeşi olarak görüp lucky'yi insan yerine bile koymaması da bana sömürgeci/emperyalist devletlerin efendi-köle sistemi üzerine kurulu düşünce yapılarını hatırlattı. son olarak da küçük çocuğun hz.isa'nın bir temsili olduğu düşüncesine nereden vardığımı açıklayacak olursam sf.69'da vladimir'in çocuğa godot bey'e mi çalışıyorsun diye sorması çocuğun da evet demesi, vladimir'in ne iş yapıyorsun sorusu üzerine de çobanlık yapıyorum demesi ve isa'nın da iyi çoban olarak bilinmesi beni bu düşünceye sevk etti. yazarın 2.dünya savaşı sırasında yaşamış olması ve yaşanan olaylara bizzat tanık olması esere etki etmiş doğal olarak. eserde vladimir ve estragon'un bulunduğu yerde kuru bir ağaçtan başka etrafta hiçbir şeyin olmaması ve sf.88-89'da vladimir ve estragon arasında geçen
Vladimir: Tüm bu cesetler nereden geliyor?
Estragon: Bu iskeletler.
Vladimir: Ölü mahzeni. Ölü mahzeni.
bu diyalog da bu düşünceyi pekiştiriyor. son olarak da vladimir ve estragon'un pozzo'yla ve küçük çocukla ilk karşılaştıklarında ikisinin birden onların godot olduklarını sanmaları, pozzo ve küçük çocukla ikinci karşılaşmalarında ise estragon'un yine onların godot olduklarını sanmasına rağmen vladimir'in onlar godot olamazlar demesi bana tanrı'yı ya da kurtarıcı'yı gördükleri her varlıkta çaresizce aramaları fakat insanın bu gördüklerini bir türlü aklının mantığına oturtamamasından dolayı son çare olarak tüm zamanını ilahi olanı beklemekle geçirdiğini düşündürdü. savaşın sebep olduğu yıkıntılar içinde insanın tutunduğu son dal olan tanrı'ya, kurtarıcı'ya olan ümitlerinin trajikomik bir anlatımı yapılmış. bugüne dek okuduğum en özgün ve en ustalıkla kurgulanmış kitaplardan biriydi. alegorik ve absürd anlatım sevenler mutlaka okumalı