Bertrand Russell’in zihin dünyasından yansıyan çok değerli bir eser.
Kitap, 1917 Rus Bolşevik Devrimi’nden bir kaç yıl sonra, yani 1920’de Russell’in İngiliz İşçi Partisi heyetiyle birlikte Rusya’ya yaptıkları gezideki gözlemlerinden oluşturulmuş.
Bolşevizm kavramı daha çok 1903 yılında yapılan Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi kongresinde ayrışan Lenin ve Martov taraftarlarını birbirinden ayırmak için kullanılan ve Rusça’da “çoğunluk” anlamına gelen bir kelime.
Özellikle Russell gibi entellektüel birinin Sovyet deneyimi ile ilgili gözlemleri ve değerlendirmeleri o dönemi anlamak açısından iyi bir ufuk açıyor. Genellikle soyut propaganda kavramlarıyla yaklaşılan Sovyet deneyimini daha anlaşılır kılması ve okuyucunun yararlanabileceği bir eser olması açısından çok değerli.
Kapitalizm ile Komünizm kavramlarının daha iyi anlaşılması, somutlaştırılması açısından, tarihi olgularla olayları ilişkilendirmek açısından da çok önemli.
Russell’in o günlerde geleceğe dair tahminlerini de içerek kitap öngörüsü açısından da ilginç bilgiler içeriyor.
Sovyet deneyiminde pratiğe dökülen Bolşevizm teorisinin yaşadığı sıkıntılar ile beraberinde getirdiği sıkıntıları çok iyi gözlemleyen Russell’in gelecekte barış ve huzurun tüm dünyada hakim kılınması için hemen tüm kitaplarında dile getirdiği küresel tek devlete ulaşma idealinin gerçekleşmesinde bir yol açabileceğine dair umutlarının da dile getirildiği kitapta bir yönüyle eksikliklerine rağmen iyimserliğin de hakim olduğu görülüyor.
Güzel bir kitap. Okunması gerekir diye düşünüyorum.