“Zaman her şey midir gerçekten? Daha fazla zaman, daha fazla yaşam, daha fazla anlam mı getirir?”
Matt Haig’in Zamanı Durdurmanın Yolları kitabını okurken bu soruyu defalarca sordum kendime. Kitabın ana karakteri Tom, yüzlerce yıl yaşama yeteneğine sahip, fakat bu “uzun ömür” ona sandığımız gibi mutluluk, huzur ya da tatmin getirmiyor. Aksine, içinde büyüyen bir boşluk, ardı arkası kesilmeyen kayıplar ve bitmeyen bir yalnızlıkla yaşamını sürdürüyor.
Ben bu kitabı okurken şunu fark ettim: Hayatın anlamı, süresinde değil, içeriğinde saklı. Bizler bazen keşke daha çok zamanım olsaydı diyoruz ya hani… Tom’un hikâyesi aslında bu isteğimizin ne kadar yüzeysel olabileceğini gösteriyor. Çünkü daha fazla zaman, daha fazla mutluluk anlamına gelmiyor. Aksine, daha çok vedaya, daha çok yalnızlığa da kapı aralayabiliyor.
Tom’un hayatı bana bir şeyi çok net gösterdi: Anlamlı olan, bir günü nasıl yaşadığın. Seviyor musun? Şükrediyor musun? Anın kıymetini biliyor musun? Yoksa sadece nefes alıp bir takvimi daha mı tüketiyorsun?