·200 syf.····Okunma: 11 Temmuz 2025 16:52 Kitabı okurken kendi ilk bisikletimi hatırlayıp durdum. Pembe küçük ve üç tekerleği vardı. Nedense iki tekerlekle sürmem bekleniyordu. Üç tekerle sürmem bebeksi ve kapasitesiz görülüyordu. 5 yaşındaydım. Bir sabah cesaretle o tekerlekleri çıkarması için abimden ricada bulundum. Yaparım gibime geliyordu, ne kadar zor olabilir. Zordu yapamamış ve müthiş bir hüsranla ağlayarak eve koşmuştum. Ağlamak ve yakınmak istiyordum. Nedense bu duygum karşılık görmüyordu. “Mızmızlanan küçük kız”dım, denesem yapabilirdim, ağlayacağıma daha çok uğraşmalıydım. Böyle cümleler çınlıyor kulağımda. Birinin bunu öğretmesi gerekmiyor muydu? Yaşamda her şey böyle el yordamıyla mı öğrenilecekti yalnız başıma? Bir noktada annem abime yetersizliğimin manifestosunu verir gibi “tamam bırak yapamaz zaten o git tak şunun ek tekerleklerini” diye emir verdi. Benden ümidi kesmişti. Blöfse de sağlam bir blöftü. Ağlayarak abimin peşinden bahçeye koştum ve takmaması için yalvardım. Yapamadığımı kabul etmemesine ihtiyacım vardı. Aynı gün öğlene doğru sürmeyi öğrendim. Ama yalnızca sağa doğru dönebildiğimi her sola dönüşümde düştüğümü hatırlıyorum. Yine de ıslak ve neşeli gözlerimle bunun haberini anneme vermekten çekinmemiştim.