Batı medeniyeti dışındaki medeniyetlerde, reklam ve propaganda için yapılan iş veya ortaya konan eserin gerektirdiği emek veya masrafı geçen bir maliyet asla düşünülemezdi. Önce iş ve eser, sonra reklâm ve propaganda ilkesi söz konusu olabilirdi onlarda. Batı uygarlığında ise, bu ilke, tam tersine dönüşmüş, âdeta, önce reklâm ve propaganda, sonra iş ve eser biçimini almıştır. Yani, eski uygarlıkların klasik çerçevesine göre, iş sonucunda ortaya konan şey, eser, bizzat kendi reklâm ve propagandasını özünde taşımaktadır. Kendini reklam eden, propaganda eden, bizzat iş ve eserdir. Reklâm ve propaganda iş ve eser değer toplamının dışında, ayrı, kendi başına var, yani bağımsız bir değer değildir. Asıl değerin bir yansımasından, insan zihin, kalb ve ruhuna etki gölgesini salmasından doğmaktadır. Yeni batı uygarlığı anlayışında ise, reklâm ve propaganda, kendi başına değer, iş ve eser olmuştur. Antik, klasik anlayışa göre, eser veya iş, kendi kendisini tanıtır, kendini yine kendisi anlatır; başkasının veya başka bir iş ve eserin anlatım ve tanıtımına ihtiyaç yoktur. Değer, kendiliğinden anlaşılır. İş ve eser sabırlıdır. Bilineceği ve anlaşılacağı günü beklemeyi bilir. Eser, çevresine, kendiliğinden, varoluşunun gereği olarak gittikçe yayılan bir tesir yapacaktır. Bu tesir yeterlidir. Varolmak, tesir etmektir. Varolmak reklâm ve propagandadır. Yapılanı övmek, iş ve eser verme ahlâkına aykırıdır. İnsanların kalbinde, zihin ve ruhlarında, doğruyu, gerçeği, iyiyi ve güzeli birden bilme, yakalama ve anlama, kısaca bulma özelliği vardır.
Eser, bir "tuhfe"dir. Hakikat bir tuhfedir. Kalbde bir aşk gibi birdenbire görülür, bulunur. Hilkat, eserin insanda otomatik bir biçimde rezonans yapacağı bir özde oluşuna yatkındır. Eşya ve insan ilişkisi yaradılıştan bu kuruluştadır. Aracılara pek gerek yoktur veya onlara en azından sınırlı bir görev düşmektedir. Reklâm ve propaganda, eserin kendini tanıtma gelişimi, gelişme zinciri içinde, ölçüsünde kalma zorundadır. Bundan ötesi, sınırı aşmadır. Sınırı aşan içinse, bir filozofun dediği gibi, sınır yoktur. Usta şakirt ilişkisi, had bilme ve edeb anlayışlarıyla sıkı sıkıya bağlıydı bu görüş.