Jon Fosse okumak, kelimelerin ötesine yürümektir. Bir vadide, sislerin içinde, kimsenin adını bilmediği bir yere gider gibi. Beyazlık, Fosse’nin ölüm ve varoluş temalarını derin bir sadelikle işlediği lirik bir anlatı… Ama buradaki sadelik yanıltmasın. Sanki hiç cümle kurmadan konuşuyormuş gibi yazıyor; kelimelerle susuyor sanki.
Kitap, isimsiz bir anlatıcının ‘ölüm sonrası’ bir mekânda geçirdiği zamana odaklanıyor. Ne dünya, ne tam öteki taraf… Gri bir arada kalış. Beyaz bir boşluk. Burası bir eşik: ne tamamen terk edilmiş ne de tamamen kavuşulmuş bir yer. Ve burada anlatıcı, hayatın içinden kalmış anları, pişmanlıkları, belki sevinçleri ama en çok da “olamama hâlini” fısıldıyor.