225 syf.
·4 günde
Varolan insan zihninin, insanın fiziki boyutlarını aşarak ağır ve yoğun bir atmosfer içerisinde yavaş yavaş belirmesini izliyorum satır aralarında. Henüz yoğrulmamış benliğinin, gecikmiş tüm gelişim aşamalarından bir hayal metaforu gibi sıyrılmasına şahit oluyorum.

Anne gölgesinin ardından sıyrılırken süregelen tüm yaşam kaygılarının salt bir mutlaklık boyutuna ulaşması da sanırım oluşturulan karakter için varoluştan yokoluşa sürüklenen sürüklenen bir hengame gibi.

Daha nasıl anlatabilirim, kelimelerimden emin değilim. Bilmek istediğim ya da zihnimden kağıda dökmek istediğim birtakım evrensel duyuşlara şahitlik mertebesine ulaştığımı beyan etmek isterim, öncelikle.

Daha başka nereden devam edebilirim sorusundan sıyrılırken Unamuno'nun yaratmış olduğu karakteri yaşamın gerçekliğine döndürmesi için bir silüet yeterdi. Yetti de... Eğer elimde olsaydı, Augusto'nun içinde bulunduğu sisten çıkmasını önlerdim. Geniş bir yelpazeden bakınca yaşama, kesinlikle Augusto'nun yerinde olmamayı düşlerdim.

Bu durumdan ötesinde ise Augusto'nun sisinin dağılması mutlak gerçeklik bakımından da insan doğasının hayatla olan mücadelesini, benliğini kazanmasını, elde edilen benlik sonucunda istek, arzu, öfke, sevinç ve üzüntünün kıymeti dahilinde insanın hayata hükmedebilmesi de gözle görülecek kadar büyük bir tablo halinde sunuluyorken bu manzaradan esirgenmemeli gözlerimiz.

Augusto'nun etrafındaki sisin dağılmasını önleyecek şekilde o dört duvarın arasından çıkmazken yaşamın asıl amacına, süreğenliğine, insanın içindeki o boyuta, varoluş kaygısına birebir benlik ile karşı karşıyayken sorgulamaya devam etmek yaşanan o yaşamı, soyut anlamda belki birkaç tık daha kutsallaştırabilirdi. Zira sevgili İspanyol yazar Unamuno, bu şekilde kurgulamayarak karakterimizi yaşamın gerçekliğine sürüklüyor.

Canlıların varoluşu arasında insani boyuta, insanın ahlak yapısına, sevgi ve aşkın mahiyetine, evliliğe, özellikle de evliliğin yasal yönüne, anne-baba olmanın gerektirdiği çizgiye, bunlardan daha ziyade insanın varolmaktaki kaygısına, varlıkla yokluk arasındaki tereddüdüne 'SİS' adında bir başlık açıp 225 sayfalık çerçeveden bakmamızı sağlayan son derece etkileyici ve kült bir eser.

Kült diyorum, çünkü yazar metnin arka planına yerleştirdiği felsefi, edebi, politik ve sosyal kaygıyı bariz belirgin kılmasa da alttan alttan zihninizde psikolojik bir yaptırım halinde kurguluyor.

Bir Sefiller kadar olmasa da hacminin hayli kalın olmasını dilerdim. Okuduğum süreç içerisindeki edebi şölenin uzaması benim için mükemmel bir deneyim olurdu.

Bu deneyimle birlikte Unamuno'nun kitabın son bölümlerinde kurmacanın, kurmaca ile gerçekliğin, yazar ve karakter ilişkisinin yazınsal süreçte nasıl olageldiğine işaret etmesi de ayrı bir özgünlüktü diyebilirim.

Çünkü bir süre sonra yazar ve karakter arasında rekabetin zorlu ve yaptırım gücünün yoğun olduğu bir sona doğru ilerlemesi hayli kaçınılmaz oluyor.

Augusto'nun yadsınamayacak bir varoluş süreçteki hayatını ve bu hayatın çetrefilli, dolambaçlı labirent misali intihar olgusunu gözler önüne serecek kadar düşüşünü, film seyrederken fark edilen gerilimi hissederek okumaksa apayrı bir deneyimdi.

Abartmak doğamda pek yoktur. Abartmıyorum da. Zira bu kitabın okunmasını, kitabı sımsıkı tutarak havaya kaldırmak suretiyle anlatmak kanaatindeyim.