9/10
·466 syf.··
Beğendi
·
2025 38. kitabı
·
32 günde okudu
·
Okunma: 12 Temmuz 2025 21:28
Merhabalar Bu inceleme biraz uzun olacak. Kendi analizlerim ve karakter kişiliklerini çözümleme doğrultusunda ele alacağım. (Spoiler içeriyor) Gone Girl, kitabı sadece psikolojik gerilim türünde bir roman değildir. Aynı zamanda "çoğu durumda erkek suçludur" kalıbını kıran ve okuyucuyu ters köşe ederek,güven duygumuzla oynayan bir eserdir. Yani kitap boyunca kime güveneceğimizi bilemeyiz. Roman yüzeysel olarak bakıldığında,kaybolan bir eş ile onu arayan kocasını ele alır. Ancak içeriğine mercek tuttuğumuzda daha katmanlı bir yapı barındırdığını görürüz. Evliliğin iç yüzü,kişilerin kimlik sorunları,medyanın gücü ve toplumsal normların baskısı,kitabın özünü oluşturur. Konunun Kısa Özeti Roman,ana karakterlerimiz Amy Elliott Dunne ve Nick Dunne isimli evli bir çiftin etrafında dönüyor. Amy'nin kaybolması ve polisin bu kayıp vakasını araştırması ile olaylar gelişiyor. Bu süreçte biz okuyucular,hem Nick'in ağzından hem de Amy'nin günlüklerinden okuyarak ilerliyoruz. Yani ben-anlatıcı değil çoklu anlatım söz konusu. İlk kayıp vakası olarak görünen bu olay giderek karmaşık bir hal alıyor ve beynimiz kurcalanmaya başlıyor. Bu olay medyaya taşınarak bireysel bir dava olmaktan çıkıyor ve insanların bütün nefretini,düşüncelerini dökebileceği bir gündem konusu haline dönüşüyor. Amy'ye neler oldu düşüncesi,bütün okları bir anda Nick'e yöneltiyor. Nick,karısı kaybolduğundan beri tepkisiz hatta umursamaz bir tavır sergilemiş ve doğal olarak bu insanların gözüne batmaya başlamıştır. Bu durum akıllarda bir soru işareti bırakıyor çünkü toplumun Nick'ten beklediği davranış ve tepkiler bunlar değildir. Amy bir cinayete kurban gitmiş,belki kaçırılmış hatta daha kötüsü ise bir yerde tutsak ve işkence görüyor olabilir. Ancak bunların hiçbiri değil. Amy intihar etmiyor,ama Amy'nin katili Amy. İşte tam burada düğümleniyoruz. Okuyucuları manipüle eden bir kitap ile karşı karşıyayız. Amy kocası Nick'den intikam almak için sahte bir cinayet kurguluyor ve o kadar kusursuz bir şekilde yapıyor ki,polis Nick'in karısını öldürdüğünü düşünüyor. Karakter Analizleri Amy Elliott Dunne Oldukça zeki,manipülatif,patolojik bir yalancı ve narsistik bir karakter. Duygusal zekâsı gelişmiş bir birey ve etrafındaki herkesi okuyabilen bir insan sarrafı gibi hareket etmekte. Onun bu özelliği, başkalarını manipüle ederken onların zayıf noktalarından vurmasını sağlıyor. Toplumun insanlardan ne beklediğini,etrafındaki kişilerin hangi düşünce kalıpları ile hareket ettiğini analiz ediyor ve maskesini "onlardan biri" olarak göstererek tüm gücü kendi tarafına çekiyor. İnsanlar,kendi düşüncesiyle aynı fikirde ve savunmada olan diğer kişileri daha sempatik ve yakın bulurlar,işte Amy'nin yaptığı ise tam olarak bu. Kitapta,intikamcı ve hesapçı biri olduğunu görüyoruz,istediğini almadan durmayan ve süreci aceleye getirmektense disiplinli bir şekilde ilerlemeyi seçen bir düşünce sistemi ile hareket ediyor. Kısa vadeli sonuçlar yerine uzun vadeli sonuçlara odaklanarak daha büyük bir zafere oynuyor. Günlüğünde insanların sabırsız ve aceleci davranışlarına küçümseyici yaklaşmasından çıkarıyoruz bunu. Hata yapma lüksünü bile en ince ayrıntısına kadar düşünerek azaltmak istemesini, "have a backup plan for a backup plan" sözü ile anlayabiliyoruz. Amy,sürekli kimlik değiştirerek,kendini karşısındaki insana göre maskeliyor. Bu durum Amy'nin gerçek yüzünü görmeyi zorlaştıran ve süreci daha da karmaşık hale getiren bir unsur. En belirgin narsistik özelliği ise Nick'i kendi uzantısı gibi görmesi. Nick onun için bir insan değil. Amy'nin istediği,arzuladığı ve kolayca parmaklarında oynatabileceği bir kukla. Özellikle kitabın son kısımlarında kelime oyunları ile Nick'in kendi babasına benzediğini söyleyerek manipüle ediyor,böylelikle Nick'in bilinçaltında şu ses yankılanıyor; "Amy benim tek kurtuluşum ve o olmazsa ben bir hiçim. Kendimi kanıtlamak zorundayım." Nick bütün red flagleri halı altına süpürerek,kendisini doğacak çocuğuna iyi bir baba olduğunu kanıtlamak için Amy ile evliliğine devam ediyor. Ancak Amy bunlar ile sınırlı değil,kendisi psikopatik davranışlar sergilemekte. Kitapta asıl planını, "Kendimi ölümcül olmayan bir bölgemden silah ile vuracaktım." diye bahsederken,kendisinin ne kadar ileri gidebileceğini görüyoruz (ki zaten gidiyor). İşin en korkunç tarafı ise bütün bunları soğukkanlılık ile yaparken zevk alması. Bu bir kadının,aldatan kocasından aldığı intikam değil. Kişilik bozukluğu olağanüstü seviyedeki bir bireyin, kendine alan yaratarak,yaptıklarını "aldatma bahanesine karşılık intikam" olarak kullanması. Tek sorunun aldatma olmadığını ise geçmişine baktığımızda görüyoruz. Her fırsatta yalan söyleyerek gerçekleri çarpıtması ve yalanlarını bir senaryo ile destekleyerek insanlara sunması. Örnek gösterilecek olursa bunu en belirgin Desi ile olan ilişkisinde görüyoruz. Amy,Desi'nin hayalindeki kadın rolünü oynuyor, (kitaba baktığımızda Desi karakteri de sağlıklı bir kişilik değil) savunmasız,yardıma muhtaç ve her daim kurtarılmayı bekleyen yaralı prensesi. Çünkü Desi'nin kendisini beyaz atlı bir prens olarak gördüğünü ve onu kontrol etmenin tek yolunun bu olduğunu vurguluyor. Desi'ye,babası tarafından te**vüz edildiğini,Nick'in onu şiddete maruz bıraktığını ve yıllarca işkence ettiği yalanını söylüyor. Kitabın sonlarına doğru Nick'e geri dönmek isteyen Amy, gözünü kırpmadan Desi'yi öldürüyor ve kaçırılıp tutsak olduğu yerden kaçan kahraman kadın olarak,gerçekliği bir kez daha çarpıtıyor. Amy'nin her bir adımda planlı ve kararlı olması,ne istediğini bilen ve bu uğurda kendine ve başkalarına zarar vermekten çekinmeyen tavrı,bizlere gizemli ve çekici geliyor. Sanki içimizdeki bir güç, kendisini aynada görmüşcesine büyüleniyor. Bu,aslında çoğu insanın bastırdığı gölge tarafını temsil ediyor. (Bu gölge konusuna birazdan başka başlık altında bahsedeceğim.) Nick Dunne Amy kadar olmasa bile yine de kendi davranışlarına bakıldığında sağlıksız bir kişilik. Duygularını dışa vuramayan ve empatiden yoksun bir izlenim bırakan Nick'in iç dünyası, bunun aksini kanıtlamıyor. Nick kendi karanlık yönleri ile yüzleşmektense onları sürekli bastıran ve içsel çatışmalar yaşayan birisi. Karısına karşı sadaktsiz davranarak aldatıyor. Bu durum Nick'in maskelenmiş erkeklik krizinin dışavurumudur. İçsel olarak zayıf hisseden ve güçlü gözükmeyi arzulayan bir yönü vardır,ancak bu yönünü Amy bastırmaktadır zira Amy üzerinde bir kontrol sağlayamaz ve dahası onun kontrolündedir. Kendini yetersiz ve eksik hissetmesi onu bu boşluğu dolduracak şeyler aramaya iter. Nick kendisinden daha genç,ve güçlü rolünü oynayabileceği daha "kolay" (tabiri caizse) bir kız seçerek Amy'yi aldatır. Bu aldatma her ne kadar fiziksel olsa bile Nick'in içsel olarak tatmin olmak istemesiyle ilgili bir durumdur. Kendisi Pasif-agresif davranışlar gösterir,Amy ile olan evlilik sorunlarını çözmek ya da anlatmak yerine,aldatma ve uzaklaşma gibi dolaylı yollara başvurur. Nick aynı zamanda baba sorunları yaşamaktadır ve bu,onun hayatı boyunca taşıdığı bir travmadır. Babasına dönüşmek istemez ve her seferinde bunun aksini kanıtlama çabasına girer. Bunun sebebi ise babasının tüm kadınlardan ve Nick'in annesinden nefret etmesidir,bu sevgisizlik durumunu çocuklarına da yansıtarak,Go ve Nick'i zorlu bir çocukluk sürecine sokar. Ancak bu bir geri tepme etkisi yaratır,Nick kendisine yalan söyler ve iyi biri olduğuna inanır,hatalarını inkâr etme eğilimindedir. Nick'in tüm bu içsel çatışmaları sessizdir ve yüzeye yansımaz,bu durum Amy'nin kaybolması ile birleşince akıllara şu soru gelir ; "Karısı kaybolmasına rağmen bu kadar tepkisiz ve soğukkanlı olmasının sebebi nedir? Yoksa karısını öldürmüş olabilir mi?" işte bu nokta can alıcıdır. Amy zaten Nick'i çözümlemiştir ve bir cinayet suçunun onu üstünde kalacağına emindir. Çünkü toplumun beklentileri vardır ve onları karşılamazsanız suçlanır,dışlanırsınız. Nick toplumun ve medya'nın beklentilerini karşılamadığı için suçlu bulunur ve kendisine karşı olan nefret giderek büyümektedir. Ne kendine ne eşine karşı dürüsttür çünkü erkeklik kimliği,toplumun ondan beklediği eş rolü ve Amy'nin beklentileri arasında sıkışmış bir vaziyettedir. Desi Collings Amy'nin lise yıllarından eski sevgilisidir. İlk bakışta gayet maskülen hatta iyi bir görünüm sergiler. Ancak onun Amy ile ilişkisi bazı sorunların alarmını verir. Desi'nin ilgisi ilk başta aşk gibi görünse de,aşk kılığına girmiş bir takıntı/bağlanma sorunudur. Amy'yi kurtarma rolünü üstlenmek ve kontrol etmek ister. Bu kibar,zengin ve kültürlü görünümün altında başka bir şey vardır. Mükemmeliyetçilik ve aşırı kontrol duygusu. Desi, Amy'yi kurtarır ancak kurtardıktan sonra görüyoruz ki,gözlerini ondan ayırmaz,her hareketini gözlemler ve kıyafetlerine kadar karışmaya başlar. Amy,kendisinden para istediğinde,zengin olmasına rağmen sadece 20 dolar vererek konuyu kapatır. Tam kontrolü sağlamaya çalışır. Ama hem kitap boyunca hem de film boyunca onun manipüle etmediğini ve aksine yardım etmeye çalıştığını düşünürüz. Ancak bütün bunları manipülatif ve pasif-agresif bir şekilde yapar. Kesinlikle zorlama olmayan ve gayet kibar istekler gibi gözükür. Evliliğin iç yüzü,toplumsal normlar ve medya ilişkisi Nick ve Amy'nin evliliği başlangıçta mükemmel gözükür. Çünkü karşıdaki kişinin onları beğenmesi için her iki taraf da rol yapmaktadır. Ancak bu durum hiçbir zaman uzun sürmez,insan bir süre sonra kendi öz doğasına geri döner. İşte bu noktada karşı tarafta bir hayal kırıklığı oluşur. Evlenilen ya da arzulanılan kişinin yerini sanki başkası almıştır. İşte kimlik çatışması bu noktada baş gösterir,aşık olduğumuz evlendiğimiz kişiye ne olmuştur ? Ya da hiç var olmuş mudur? Toplumsal normlara bakıldığında ise bir takım kadın ve erkek rollerinin belli kalıplara sıkıştırıldığını görürüz. Kadınların her daim uysal,ses çıkarmayan, saf ancak çekici olması beklenir. Erkeklerin ise duygularını göstermeyen,güçlü,cesur olmaları beklenir. İnsan olduğumuz ve her bireyin farklı bir kişiliği olduğu bu kalıplar arasında kaybolup gider. Topluma uyum sağlayabilmek için olmadığımız gibi davranmaya başlarız. Yine de bazen yeterli olmaz çünkü toplum sizden bir erkek olarak duygunuzu göstermeyip güçlü olmanızı istese bile,bazı özel durumlarda aksi şekilde davranmanızı ister. İşte bu durum Nick için böyledir. Duygularını dışavuramaz çünkü kişiliği öyle değildir ancak toplum bu durumu kabullenmez ve Nick'i suçlamaya ötekileştirmeye başlar. Ne zaman ki Nick tekrar toplumun istediği role bürünmeye başlarsa,o kadar nefret yağdıran aynı toplum bu sefer sempatik bir yaklaşım sergilemeye başlar. İşte bu duygu dalgalanmalarında medyanın etkisi oldukça büyük. Sürü psikolojisi,ezici bir güce dönüşüyor. Doğru olmasına rağmen her bireysel düşünce,tehdit olarak algılanıyor. "Ya bizim gibi düşünürsün ya da ötekileştirilirsin" mantığı mevcut. Tek bir tık ile sizinle aynı düşünceleri paylaşan insanlarla bağ kurabiliyorsunuz. Genellikle çoğunluğun bulunduğu yerlerde tek bir düşünce hakimdir. Duygu dalgalanmaları çok yoğundur. Mantıklı bir karardan çok,duygular ve o an yaşanan coşkular ile hareket edilir. Tıpkı bir balık sürüsünün birbirlerinden ayrılmadan tek vücut hareket etmeleri gibi. İşte Nick burada masum olmasına rağmen,medyanın bir kurbanı ve hatta kuklasıdır. "Toplum ne istiyor ve ben nasıl davranmalıyım ki kabul görmeliyim" düşüncesi ağır basıyor. Cool Girl monoloğu Amy tarafından belirtilen cool girl,kadınların erkekler tarafından sevilmek için olmaya çalıştıkları kişiyi açıklar. Çünkü bu kız tipi çoğu erkeğin hayalindeki figüre birebir uyar. Ayrıca Amy,Nick ile tanıştığında bu maskeyi takınır ve şöyle der "Onu gördüğümde, onun cool bir girl istediğini anladım ve itiraf etmem gerekirse onun için cool girl olmayı denemek istedim". Diğer konuşmasında şöyle der ; " Cool Girls are above all hot. Hot and understanding. Cool Girls never get angry; they only smile in a chagrined, loving manner and let their men do whatever they want. Go ahead, shit on me, I don’t mind, I’m the Cool Girl.Men actually think this girl exists. Maybe they’re fooled because so many women are willing to pretend to be this girl." Amy bu "Havalı Kız" tanımından nefret eder. "Havalı kız ateşli ve anlayışlıdır,asla erkeğine sinirlenmez sadece üzgün ve sevgi dolu bir şekilde gülümser ve laf sokmasına,ne isterse onu yapmasına izin verir. Erkekler gerçekten bu kızın var olduğunu zanneder ama bilmezler ki çoğu kız sadece bu rolü oynar " der. Böyle kadınların/kızların olmadığını ve sadece erkeklerin hayalindeki bir kız figürü olduğunu bir kez daha belirtir. Amy ve gölge arketipi Peki çoğu kişi neden bu Amy karakterine ve onun gibi psikopatik davranışlar sergileyen,tehlikeli olarak tanımlanan karakterlere çekilir? Bu durumun birden fazla açıklaması mevcuttur. Ancak ben üstünkörü olarak bir cevap getirmeye çalışacağım. Amy gibi karakterler "tehlikeli ve güçlü" algılanır. Bu sadece fiziksel değil aynı zamanda zekâ faktörü ile de ilişkilidir. Tehlikeli kişilere duyulan çekimin en temel nedenlerinden biri ise, kendi bastırdığımız gölgeyi o kişilerde görmemiz ve hayranlık duygusunun oluşmasıdır. Kuralları çiğnemeleri ve çoğunluğun yapamadığını yapmaları, onları hem gizemli hem çekici bir unsur olarak algılamamıza neden olur. Kendi bastırılmış gölgemizin ayna görevini işte bu kişiler sağlar. Bir diğer etki ise medyanın "tehlikeli karakterleri" çekici bir unsur olarak göstererek birer arzu nesnesi haline getirmesi. Zıtlıklar kullanılarak bir çelişki yaratılır. Örnek olarak; Sahiplenici/Takıntılı ama tutkulu,sadık ama ulaşılmaz vb. Sonuç olarak bir yanılgıya düşeriz ve tanıştığımız her sağlıksız kişiyi bu kalıplara sokarak,arzu nesnesi yaparız. Yani sevdiğimiz kişiyi o olduğu için değil,biz onu öyle düşündüğümüz için çekilmeye,sevmeye başlarız. Ancak gerçekler gün yüzüne çıkmaya başlayınca farkederiz durumun ciddiyetini. Kitap hakkında daha fazla düşüncelerim mevcut,belki başka bir güncelleme ile eklemeler ve çıkarmalar yapabilirim. Ancak genel düşüncelerim ve analizlerim bu yöndeydi. Herkese iyi okumalar diliyorum
Alıntı
Gone GirlGillian Flynn · Crown Publishing Group · 2012593 okunma
·
273 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.