Klasik tariflere göre Salavat:
Resulullah'ın adını duyduğumuzda, bir yerlerde ismini okuduğumuzda ya da yanımızda anıldığında, yahut kimi vakitlerde onu anmak, yad etmektir diyebiliriz.
Nasıl salavat getirilir?
Şu örnekler en meşhur olanlarıdır:
* Allahumme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed.
* Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim.
* Aleyhissalatu vesselam.
* Sallallahu aleyhi ve Sellem.
---
Salavat'ın kaynağı nedir?
En başta Ahzab Suresi'nin 56. ayeti!
Ne diyor Ahzab 56'da?
Meali olan 40 hocamızdan 35 tanesine göre Ahzab 56'da Rabbimiz şöyle buyuruyormuş:
"Allah ve melekleri, Peygamber'e çok SALAVAT GETİRİRLER. Ey İman edenler! SİZ DE O'NA SALAVAT GETİRİN ve tam bir teslimiyetle selam verin."
Tabi böyle meal verince insanın aklına ister istemez takılıyor:
"Hâlık (Yaratıcı) olan Allah, Mahlûk (yaratılan) bir elçisine nasıl salavat eder?!”
Böyle bir soru neden aklımıza takılır?
Kafamızdaki "Salavat Saptırması"ndan dolayı tabii!
Öyle ya Allah da Hz. Muhammed'in adını duyunca veya hatırlayınca(!) tıpkı bizler gibi:
"Allahumme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed" mi diyor?
"Allahım! Hz. Muhammed’e ve O'nun evladu iyaline rahmet eyle" diye dua mı ediyor?! Ne kadar tuhaf oluyor değil mi?
Mealcilerimiz (35'i kastediyorum) bunun da çözümünü bulmuşlar ama...
Nasıl bulmuşlar?
"Allah'ın salavatı, Resulullah'a rahmet etmek ve kulunun şanını yüceltmektir" diye tefsir(!) ederek.
Buraya kadar yazdığımdan Ahzab 56'ya verilen bu manayı beğenmediğimi herhalde anlamış olmalısınız!
---
Peki doğru meal ne?
35'in dışında kalan 5 kişinin verdiği mealler:
"Allah ve melekleri Peygamber’i DESTEKLER, şereflendirir ve anar. Ey İman edenler! Siz de O'nu destekleyin ve tam bir teslimiyetle O’na itaat edin."
Salat'ın sözlük anlamlarından birisi de budur çünkü. Ve tercih, bağlamına göre tayin edilir.
Neden bu anlam tercih edilmeli?
Çünkü Allah’a izafe edilen "salât" kelimesinin anlamı, insanlara izafe edildiği anlamla aynı olamaz. Allah bir beşer gibi salât getirmez! Allah’ın salâtı: Elçisini şereflendirmesi, koruması, destek vermesi anlamındadır.
---
Oo! Gördünüz mü nasıl da değişiverdi mana, "cuk" diye oturdu hem de.
Peki bu 35 kişi ile onlardan farklı mana veren 5 kişinin ihtilafı nereden kaynaklanıyor?
Birinci grup ya miras yoluyla devraldığı "Salavat" namlı "Şehir efsanesi" üzerinde hiç kafa yormadan, hiç mi hiç düşünmeden, sürü psikolojisiyle ezberi aynen tekrarlamıştır. (Bu en masum olanı! Kasıt yok, cehalet var.)
Yahut "Kafasındaki zann"ı Kur'an'a söyletmiştir! (Bu Allah katında mazeret mi bilemem!)
Veya alenen, resmen, bilinçli bir ihanettir! (Allah muhafaza)
35 kişinin bilinçli ya da bilinçsiz gözden kaçırdığı şudur:
"Ayeti ayetle değil de ayeti kendileri tefsir etmeye kalkmışlar."
Ne mi demek istiyorum?
"Kur'an'ı biz kullar değil, bizzat Allah tefsir eder, açıklar" da ondan!
Okuyalım:
"Onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma... Şüphesiz onu toplamak (senin kalbine yerleştirmek) ve onu okutmak bize aittir... O halde biz onu okuduğumuz zaman, sen onun okunuşunu takip et... Sonra ŞÜPHEN OLMASIN Kİ ONU AÇIKLAMAK DA BİZE AİTTİR."
(Kıyamet 75/16-19)
Cebrail ile Resulullah arasındaki 'mukabele' ile sınırlandırılamaz bu ayetler.
Bu ayetlerde hem Resulullah’a ikaz vardır hem de biz Müslümanlara! Çünkü "Kur'an'ı öğreten" (Allemel Kur'an) Allah’tır, başka kimse değil! (Rahman 2)
Bizlere düşen:
"Sana vahyedilmesi tamamlanmadan Kur'ân'da acele etme. Ve 'Rabbim, ilmimi arttır' de" ayetinden hareketle (Taha 114) aynı konuyla ilgili tüm ayetleri yan yana getirmektir ancak. İşte o zaman fotoğrafı bütünüyle görebiliriz! Yeter ki Kur'an üzerinde yeterince düşünme zahmetine katlanalım! (Muhammed 24)
---
Ahzab 43'ü Anlamadan Ahzab 56 Anlaşılamaz!
Önce 35 mealcimize göre Ahzab 43:
"Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize RAHMETİNİ GÖNDEREN O'dur. Melekleri de size istiğfar eder. Allah, müminlere karşı çok merhametlidir."
Aynı ayete azınlık(!)taki 5 kişinin meali ise şudur:
"Karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için Allah ve melekleri SİZİ DESTEKLER. Çünkü Allah, müminlere karşı çok merhametlidir."
Maalesef çoğunluktakiler Ahzab 56'da geçen "Yusallûne" kelimesine "SALAVAT GETİRİRLER" anlamını verirken, Ahzab 43'deki aynı anlamlı "Yusallî" kelimesini "RAHMET, MERHAMET EDER" olarak saptırmışlar!
Niye Ahzab 56'da aynı kelime SALAVAT oluyor da Ahzab 43'de MERHAMET, RAHMET oluyor?
"Yusallî" kelimesinin "rahmet, merhamet"le ilgisi ne?"
Şu ayet bile tek başına nasıl saptırıldığını -ya da cehaletin- delilidir:
"İşte onlar için Rableri tarafından SALAVAT ve RAHMET vardır."
(Bakara 157)
Bak gördünüz mü "Salavat" ile "Rahmet" aynı ayette nasıl da ayrı ayrı geliyor!
Demek ki "Salavat" kelimesi "Rahmet" ile açıklanamaz. Apaçık saptırmadır bu.
Bu çoğunluk, Ahzab 56 ve Ahzab 43'e aynı anlamı verselerdi hiçbir itirazım olmazdı.
Yaptıkları şimdi neyle izah edilir bilemiyorum?
---
Ama bildiğim bir şey var:
Ahzab 56'yı delil göstererek Peygambere salavat getirmeyi millete farz saydılar!
Sonra n'oldu biliyor musunuz?
"Gece gündüz Allah'ı zikretmek yerine Hz. Muhammed'e salavat getirmek dinleşti!"
Halbuki gece gündüz kimi anmalı, kimi dilimizden düşürmemeliydik?
Üşenmeyin de okuyun bakalım kimmiş:
* "Allah'ı anın." (Bakara 200)
* "Ey İman edenler! Allah'ı çokça zikredin. Ve O'nu sabah-akşam tesbih edin." (Ahzab 41, 42)
* "Rabbini çok an, sabah akşam tesbih et." (Ali İmran 41)
* "Sabah akşam Rabbini an. Gafillerden olma." (Araf 205)
* "Unuttuğun zaman Rabbini zikret" (Kehf 24)
* "Allah'ı çok zikredin; umulur ki kurtuluşa erersiniz." (Cuma 10)
* "Sabah akşam Rabbinin ismini yâd et." (İnsan 25)
* "Rabbinin ismini zikret." (Ala 15)
* "Beni anın ki ben de sizi anayım." (Bakara 152)
* "İster Allah deyiniz, isterse Rahman, hangisini çağırırsanız çağırın, güzel isimlerin hepsi O'nundur." (İsra 110)
* "En güzel isimler Allah'ındır. O halde O'na o güzel isimlerle dua edin." (Araf 180)
* "İman edenlerin Allah'ı anma ve O'ndan inen Kur'an sebebiyle kalplerinin ürpermesi zamanı daha gelmedi mi?" (Hadid 16)
* "Allah'ın size öğrettiği şekilde O'nu zikredin." (Bakara 239)
* "Rabbinin adını zikret ve bütün gönlünle O'na yönel." (Müzzemmil 8.)
* "Güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tesbih et. Gece vakitlerinde ve gündüzün uçlarında da tesbih et ki hoşnut olasın." (Taha 130)
* "Beni anmayı ihmal etmeyin." (Taha 42)
Daha bunun gibi nice benzer ayetler, emirler var!..
---
Demek ki:
Rabbimizi anacağız!
Bizi yaratan da O, bu emirleri veren de O zira!
Gel gör ki öyle bir "Salavat Saptırması"nın içine düştük ki Allah'tan çok Resulullah'ı anar olduk!
Sanki bizi yaratan Allah değil, Muhammed!
Öyle bir hale getirildik ki aniden bir deprem olsa, yangın sel çıksa misal, ağızlardan ilk çıkan çoğu zaman Allah'tan çok "Allahümme salli ala seyyidina Muhammed" oluyor!
Belki farkında değiliz ama realite maalesef budur!
Hani "Sadece sana ibadet eder, ancak senden yardım isteriz" idi? (Fatiha 5)
Hani bizi sıkıntılardan sadece Allah kurtarırdı? (Neml 62)
"De ki: Karanın ve denizin karanlıklarından (tehlikelerinden) sizi kim kurtarır?.. De ki: Ondan ve bütün sıkıntılardan sizi Allah kurtarır. Sonra siz yine O'na ortak koşarsınız." (Enam 63)
Tabi sen tutar apaçık ayetlerin anlamına takla attırırsan ve bu sapma doğrultusunda bir sürü Hadis denen Habis'leri din iman diye millete yutturursan, olacağı budur!
Sözüm ona Resulullah (as) kendisine getirilen salavatları tek tek yazar, çetelesini tutarmış da,
Yok bilmem salavat getirmeyen cimri(!)lere şefaat etmeyecekmiş de… Daha neler neler!
Ne Ahzab 56'nın ne de bu doğrultudaki rivayetlerin Kur'an'la zerre ilgisi yoktur. İndirilen dinin değil, uydurulan dinin masallarıdır ancak.
Ahzab 56'dan, Rabbimizin Resulullah'a yardım ettiğini,
Meleklerin de aynı şekilde Hz. Peygamber'e destek verdiğini, (Ali İmran 124, 125 - Enfal 9)
Bizim de aynı şekilde Hz. Peygamber'e destek vermemizi, safında yer almamızı öğreniyoruz.
Resulullah şu an aramızda yok! Ee o zaman O'na nasıl destek vereceğiz?
– Kur'an'a tabi olarak ve Resulullah'ın izinden giden yöneticilerimize destek vererek tabi.
Ve Ahzab 43'den de "Eğer adam gibi Kur'an'a uyarsak, Rabbimizin biz Müslümanları da tıpkı Resulullah'ta olduğu gibi destekleyeceğini, meleklerin de bize yardım edebileceğini" anlarız.
Meleklerin yardımı hem fiziksel olabilir, hem de günahlarımızın affı için Allah'tan dua etmeleri şekliyle. (Bkz. Mü’min 7 - Şura 5)
---
Son Söz:
Buraya kadar anlattığımdan sakın ola: "Öyleyse Resulullah'ı (as) anmamıza, O'nu hayırla yâd etmemize hiç gerek yok" sonucu çıkarılmasın!
Asla öyle bir şey kastetmiyorum.
Tam aksine "Üsve-i hasene" yani "En güzel örnek" olan (Ahzab 21),
"Alemlere Rahmet" olarak gelen (Enbiya 107),
"En yüce ahlaka" sahip olanı (Kalem 4) nasıl yok sayabiliriz?
Allah'ı seven, Kur'an'a uyan, zaten Resulullah'ı devreden çıkaramaz. (Ali İmran 31)
Allah'a ve Resulüne itaat bizzat Rabbimizin emridir. (Ali İmran 32 vb.)
Şayet Resulullah'ın döneminde yaşasaydık, yanında olmak, safında yer almak, her şeyimizle O'na destek vermek farzdı.
Şimdi bu farzın ifası, Kur'an'a uymaktır.
Resulullah dahi Kitabullah'a uymakla mükellefti çünkü. (Enam 50 - Ahkaf 9)
Ey papağan gibi sabah akşam 4444 defa "salavat" çekerek, çeteleye sözüm ona ismini kaydettirip şefaatıyla cennet hayali umanlar!
Yolunuz yol değil; benden hatırlatması.
"De ki: Size, yapıp ettiklerinde en büyük kayba uğrayan kimseleri haber vereyim mi?
Onlar, iyi yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir." (Kehf 103, 104)
Mustafa TULUKCU
●●●