·340 syf.····Okunma: 16 Temmuz 2025 22:58 Sevgili Beşir Hoca’nın onlarca kaynaktan derlediği Hâşim biyografisi. Her bir bölümden çok başka keyifler aldım ama en çok Haşim’in son günlerinin etkisinden çıkamadım. Kitabın sonuna son söz yerine eklenmiş Peyami Safa’ya ait bir metin onu çok güzel tanımlamış. O yüzden buraya ekleyeceğim.
Avrupaî bir zekânın kalbına dökülmüş Asyaî bir ruh.
Fırat nehri kıyılarında doğan, samimiyetini hurmalıklardan, coşkunluğunu kızgın çöllerden, bütün lirizmini melûl Asya’dan alarak Haliç sularına uzanan bir ruh: Menbaı Fırat, mansabı Haliç olan bir ruh.
Sen nehri kıyılarında büyüyen ve tekniğini sembolizmden, yeni edâsını saf şiirden, sanatının kanunlarını zeki Avrupa’dan alarak Haliç sularına kadar uzanan bir zekâ: Menbaı Sen nehri, mansabı Haliç olan bir zekâ.
Ve bu üç suyun terkibinden, şiirlerindeki nehirlere, göllere, havuzlara, yâkut sulara, ebedî bir âb-ı hayat çeşnisi vererek Türk toprağında en mükemmel ve orijinal imtizacını bulan bir deha.
İki büyük medeniyet ve kültürü, iki büyük âlemi başında taşıyış. Birbirine katarak, ondan, Türk edebiyatının ebediyen övüneceği yepyeni bir halita çıkarış.
Az yazı ve çok söz. Fakat, ölçülmüş ve düşünülmüş yazılar kadar tekemmül etmiş söz ve hiçbir zaman lâubali olmadığı halde, ölçülmeden ve düşünülmeden söylenen sözler kadar tabiî ve samimî yazı.
Nazmı Asyaî bir melâlin musikisi, nesri Avrupaî bir zekânın istihzası.
Çöl güneşi altında kızışan, daima nar-ı beyzâ halinde bir ihtiras. Barut dolu bir baş. Birinden ötekine sıçrayan kıvılcımlar ve sık sık, âni patlayışlar.
Yorgun bir mide ve harap böbreklerle dipdiri bir zekâ arasında sıkışan, tıkanan bir yürek. Mutfakla kütüphane arasında, insiyaklarla zekâ arasında acele bir gidiş gelişin, hızlı bir koşunun vaktinden evvel yorduğu ve sonuna vardırdığı bir hayat.
Bir cennetin rüyasını andıran ilâhî bir eser: Ateş gibi nehirler, yâkut sular, alev damlası karanfiller, leylekler, âlemlerimizden sefer eden kuşlar, yeşil gök, sarı yer, mercan dallar.
Bir sonbahar ormanında, yerde, hepsi de sarı ve kırmızı yapraklar. “O kadar kırmızı ve o kadar sarı ki, güya büyük bir yangın alevleri ormanın her tarafını sarmış ve bütün ağaçlar, bir me’şele halinde, bu bulutlu sonbahar seması altında sessiz bir yangın yanıyorlar.” Ve “yollar, sârisiz, tehî, ebedî yollardır…” “Bâbbar gövdeye gelmiş, konulmuş - muhtemelen - mütefekkir, hâdî kallis bir baş”.
Hâşim! Sevgili Hâşim, zavallı Hâşim, büyük Hâşim! Seni tebcil ediyoruz. Bunun için buraya toplandık. Fakat… haberin var mı ki?