·172 syf.····Okunma: 19 Temmuz 2025 00:36 Pınar Selek’in Cümbüşçü Karıncalar romanı, alışıldık romanlardan çok farklı bir kulvarda ilerliyor. Bu kitap, anlatıdan çok bir devinim, karakterden çok bir karşılaşma, olaydan çok bir direniş duygusu taşıyor. Nice sokaklarında özgürce dolaşan ve bir göçebe kolonisi oluşturan cümbüşçü karıncalar, romanın metaforik omurgasını oluşturuyor. Onlar ne bir yere varmak isterler, ne de bir şey “bulmak” için yürürler. Çünkü zaten bulunacak aşkın bir değer olmadığını bilirler. Bu yürüyüş, varmak için değil; yaşamak, anlamak, birbirine dokunmak ve birlikte var olmak için yapılır.
Bu bakımdan Cümbüşçü Karıncalar, yerleşik düzenin, normatif yaşam biçimlerinin, sınırların ve kalıpların dışına çıkmanın mümkün ve hatta elzem olduğunu fısıldar bize. Selek’in yazını, sabitlikten değil, devinimden beslenir. Göçerlik bir kaçış değil, bir varoluş biçimi olarak belirir.
Romanda sesler birbirine karışıyor: sürgünler, müzisyenler, hayvanlar, tohumlar, direnişler, vazgeçişler, keder ve neşe… Tüm bunlar, bir polifoni yaratıyor. Bu çok seslilik sadece edebi bir tercih değil; aynı zamanda politik bir duruş. Çünkü Selek’in edebiyatı, tek sesliliğe ve merkezileştirilmiş anlamlara karşı direnç üretiyor. Her karakter, her detay bize bir başka “mümkün dünya”yı işaret ediyor.
“Beni kendi ülkemde yabancı ettiniz” cümlesiyle dile gelen sarsıcı aidiyetsizlik, sadece romanın kahramanına değil, Pınar Selek’in kendisine de ait. Bu cümlede, devletin eril ve tahakkümcü doğasına karşı sessiz ama çok güçlü bir isyan var. Selek’in kişisel sürgünlüğü, romanın kolektif sürgünlük duygusuyla birleşiyor. Bu yüzden romanı okurken yalnızca bir kurgu metnin içinde değil, aynı zamanda bir tanıklığın içinde de hissediyoruz kendimizi.
Pınar Selek’in “bu dünya bizi mutsuzluğa alıştırmak istiyor” sözünden yola çıkarsak, Cümbüşçü Karıncalar, bu mutsuzluğun verili olmadığını, başka türlü yaşamanın mümkünlüğünü hatırlatıyor. Kitap boyunca karşımıza çıkan mikro direniş alanları –bir tohumun toprağa düşmesi, bir karıncanın yön değiştirmesi, bir şarkının hiç tanımadığınız biriyle kurduğu ortaklık– bize umudun küçük ama derin kıvılcımlarını sunuyor.
Kitap gerçekten de “şarkılı” bir metin. Leonard Cohen’in bir şarkısı gibi, dünyanın neresinde olursanız olun ortak duygulara temas ediyor. Melankoliyle neşe aynı anda içimize doluyor. Karakterlerle kurduğumuz bağ sayesinde, kederin ve umudun iç içe geçtiği o tanıdık insanlık halini yeniden hatırlıyoruz.
“Cümbüşçü Karıncalar” sadece bir roman değil; bir duruş, bir çağrı ve bir yürüyüş önerisi. Bizi verili olanın dışında düşünmeye, hissetmeye, yaşamaya davet ediyor. Ve belki de en çok şunu fısıldıyor: Hayat, sabit bir yer değil; birlikte yürünecek bir yol.