1939’de Manisa Akhisar’da doğmuş şair, yazar, felsefeci
Prof. Dr. Afşar Timuçin tarafından yazılmış ve çoğumuzun duyduğu ancak farklı farklı anlam çerçevesini oluşturduğu Estetik ve Felsefe arasındaki ilişkilerden benliğe/bilince giden yolu betimleyen ve kavramlarını görünür kılan bir kitap.
Kitap 15 yazıdan oluşmuş.
Her bir yazıda bu iki kavramın ilişkisinden insana/bene/bilince giden güzergahı aydınlatmaya çalışmış.
Yoğun bir bilinç durumunun yazıya sindirilmiş olduğunu gördüm.
Çok değerli bit kitap.
Bir kaç alıntı:
*Kendini savunmanın en iyi yolu onlara benzememektir.
*Yeterince kendi olamayan kişi öykünmecidir.
*Ben bilinçlendikçe kendim okurum, bilinçlendikçe kendime özgü özellikler edinirim.
*İnsan için yetkin bilinç diye bir şey yoktur.
*Sanatçı için en önemli şey tanıklıktır.
*Yarım bilinç gerçekte yarım pabuç gibi bir şeydir, çok uzak olmamak koşuluyla bir yerlere bizi götürür ama götürürken canımıza da bir güzel okur. Ayağınızın acıdığına mı yanarsınız, yeterince hızlı yürüyemediğinize mi, karga gibi seke seke gidişinizin oluşturduğu o çok çirkin görünümünüze mi? Bilinçsizlik bile yarım bilinçten iyidir, çünkü bilinçsizlik durumumda ister istemez o karmaşık yaşamda varolabilmek için birilerinin size sunduğu doğru yanlış düşünce kalıplarıyla düşünürsünüz. Zaten mutlak bilinçsizlik diye bir şey yoktur, mutlak bilinçsizlik durumu eşyanın durumudur.
*Siyaset adamının kulakları her zaman kapalıdır: o hiç bir zaman dinlemeyen, her zaman monolog yapan adamdır. Demokrasi ise öncelikle bir diyalog kültürüdür.
Çok keyifle okunacak bir kitap.
Tanıtım bülteninden:
“Doğayı kandıramazsınız. Doğa size ödetir. Kimin hakkını yediyseniz ödetir, yalanlarınızı ödetir, saçmalıklarınızı ödetir. Siz ödemekle kalmazsınız, çocuklarınız da öder. Neden? Çocuklarımızın günahı ne? Çocuklarınızın da size bakarak doğanın kandırılabilir bir şey olduğunu düşünürler de ondan. Yazı yazmak bir ahlaktır, sizden doğrular adına savaşmanızı bekler. Oysa siz kurnazsınız, doğrular adına savaşmanız gerekir mi? Siz doğrular adına savaşmayı aptallara bırakmışsınız ve çok yüksek “mevki”lere gelmişsiniz. Hayırlı İşler!”