Şiirler I - Monna Rosa “Ben bu aşkı yaşayamam ama yazmadan da duramam” diyen bir ruhun ses kaydı gibi. Biraz eski bir teypten çalıyor gibi: cızırtılı, içli ve sanki her an yarıda kesilecekmiş gibi tedirgin.
Monna Rosa bir kadın mı, bir hayal mi, yoksa sadece içsel bir mecra mı — emin olamıyorum. Ama belli ki şiirin ilhamı kadar sessizliği de güçlü.
Bazı dizelerde öyle yoğun bir melankoli var ki insan “Bu kadar duyguyu bu adam nereye sığdırmış?” diye düşünüyor. Cevap basit: Sığdıramamış zaten. Taşmış. Kitap olmuş.
İronik olan şu ki, aşk bu kitapta neredeyse hiç yaşanmıyor. Dokunulamıyor, konuşulamıyor, karşılık bulamıyor. Ama işte, bazen yaşanmayan aşklar daha kalıcı oluyor.
Monna Rosa, “Seni seviyorum ama bu cümleyi sana değil, kağıda söylüyorum” diyen herkesin anlayacağı bir dilde yazılmış. Sessiz, duru ve biraz da kırık.