Puan vermedi·448 syf.····Okunma: 14 Temmuz 2025 23:57 Neyzen Tevfik ile ilk tanışmam üniversite yıllarında oldu. Bir arkadaşım, Neyzen’e ait olduğunu iddia ettiği bir şiiri dinletmişti. Şiir oldukça argo ve küfürlüydü; bu yüzden üstünde bile düşünmeden, onu ciddiye almadan geçip gitmiştim.
Yıllar sonra Mehmet Akif Ersoy’un biyografisini okurken, Akif’in Neyzen Tevfik ile olan dostluğunu öğrendim. Kendime şöyle dedim: “Mehmet Akif gibi bir şahsiyetin selam verdiği, dost olduğu biri bu şekilde şiirler yazmış olamaz.” Akif’in karakterini ve ahlaki duruşunu bilen biri, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaktır. Bu noktada Neyzen’i tanımaya, hayatını ve şiirlerini okumaya karar verdim. İyi ki de böyle yapmışım.
Çünkü Neyzen Tevfik, sadece argo kullanan biri değil; cesurca eleştiren, hicveden ama bunu estetikle yapan bir şair. Bugün bir çocuğun bile sokakta ağza alınmayacak küfürler ettiği bir dönemde, Neyzen'in yazdıkları yalnızca "küfürlü şiir" olarak nitelendirilemez. O, şiirlerinde zekice bir hiciv, yer yer iğneleyici ama düşündürücü ifadeler kullanıyor. Muhatabını uyutmayan dizeler yazmış.
Bazı şiirlerini tekrar tekrar okuyacağımı biliyorum. Mesela aşağıdaki dizeler, onun hem dil ustalığını hem de milli ve dini duygularla harmanladığı mesajlarını çok güzel yansıtıyor:
Gel gün aydın şimdi bak şu kurduğun âsârâ Türk,
Başlamıştır ülke isti’dadını izhara Türk.
Asmanı yık, yığ İstiklali istikrara Türk,
Nanköre açtırtma göz, hiç verme yüz ağyara Türk,
Basmasın nadan ayağı reh-güzar-ı Türk!
Zalimin titrek elinden çektin aldın dizgini,
Kükresin namerde tarihinde bir kaplan kini.
Tuttuğun yol asra ait her teceddüdden yeni,
“Müstakim ol Hazret-i Münci utandırmaz seni.”
Aklın erdiyse yeter bir Vahidü’l-Kahhar’a Türk...