·224 syf.····Okunma: 21 Temmuz 2025 16:59 Söğüt, Bilecik iline bağlı; altı yüz yıllık bir saltanatın ilk başkenti, havası sert, insanı mert olan, Evliya Çelebi’nin tabiriyle “Dillerle anlatılamayacak kadar güzel” bir ilçemizdir. Kurtuluş Savaşı’nın ilk günlerinden itibaren kurulan Söğüt Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ile Atatürk ve silah arkadaşlarına desteğini hiçbir zaman esirgememiş, varını yoğunu gözünü kırpmadan bağımsızlık uğruna feda etmiştir.
Kitabımız, İzmir’in işgalinden Büyük Taarruz’a kadar olan süreci Söğüt perspektifinden, tarihî kaynaklarla birlikte bizlere sunuyor. Kitaba ismini veren “Söğüt Kazası” olarak adlandırılan bölge ise Bozüyük, İnönü, Mihalgazi bucakları ve köylerini kapsamaktadır.
Bilgen Ertekin’in ciddi tarihî araştırmaları sonucu ortaya koyduğu bu çalışmanın titizliği açıkça görülmektedir. Ancak ne yazık ki Söğüt ve çevresinde yaşayan halkın bu tarihi derinlikten yeterince haberdar olmaması üzücüdür. Almanya, İsrail, Kore, Ermenistan gibi ülkeler kendilerince yaşadıkları acıları her fırsatta gençlerine, yaşlılarına anlatmak için türlü yollar ararken; maalesef Söğüt’ümüzde, şanlı direnişimizi, atalarımızın fedakârlıklarını gösterecek bir müze dahi bulunmamaktadır. Bu kitap, bu eksikliği bir nebze olsun gidermeyi amaçlamakta; fakat gereken ilgiyi gördüğü de söylenemez.
Umuyorum ki önümüzdeki dönemlerde bu bilinç daha da gelişir; tarihimizin bu kıymetli sayfaları daha fazla insanımıza ulaşır. Hepinize ilham dolu okumalar dilerim.
Fikir oluşturması açısından, okurken hem hüzünlendiğim hem de gururlandığım bazı alıntılarla yazımı bitiriyorum:
# Yazar Bilgen Ertekin, kitabın sonunda şu çarpıcı ifadeye yer veriyor:
Söğüt bu soyut özellikleri somutlaştıracak en anlamlı davranış, İstiklal Savaşı gazisi bir kent olarak hak ettiği İstiklal Madalyasının Söğüt'e verilmesidir. Bu kutsal madalya, o günlerdeki Söğüt kazası halkını temsil eden Ertuğrul Gazi Türbesi'nde, Ertuğrul Gazi'nin baş uçurumdaki Türk bayrağının üzerinde yerini almalıdır. Bu onurlu görevi yerine getirmek önce Söğütlülerin, sonra Büyük Millet Meclisi'nin üzerine düşmektedir.
Bu sözlere canı gönülden katılıyorum. Bugün bile Söğüt’ün o günkü mücadelesini düşündükçe insanın tüyleri diken diken oluyor. O yüzden bu halkın İstiklal Madalyası ile onurlandırılması, bence sadece bir teşekkür değil; geç kalmış bir borcun ödenmesi olur.
# Yunan ordusu Bursa'ya girmiş hızla gelmekteydi, bunu gören Söğüt müdafaa-i hukuk cemiyeti çevre illere telgraf çeker (Bilecik, Yenişehir, Göynük, İnegöl, Geyve, Nallıhan, Mudurnu, Eskişehir, Kütahya, Mihalıççık, Simav, Gediz, Uşak, Sivrihisar sancak ve kazaları ile Osmaneli, Taraklı, Küplü, Emet, Pazarcık, Tavşanlı, Seyitgazi Bucak, Belediye ve Müdafaa-i Hukuk Başkanlıklarına),
telgrafta şunlar yazmaktadır:
"Müdafaasızlık, daha doğrusu müdafaaya azim ve çabukluktaki gayretsizlik ve aramızda gayret ve yurt savunması uğrunda tembelliğe neden olacak mahirce özendirmeler yüzünden, Yunan gibi sefil bir düşman, Soma-Akhisar cephesinden Bursa Yenişehir'ine kadar kollarını sallayarak ve karşısında bir Müslüman erkeği görmeyerek geldi. Geçtiği topraklarda çiğnediği şehitlerin mezarları, rezil ettiği Müslüman ırzı, bizi hâlâ utandırmayacak mı? Düşmanı karşılamak, çocuklarımızı düşmana karşı göndermek zamanı ne vakittir? Kaçanlar, buralara kadar geldi. Biz de bu kaçanlarla nereye kaçalım? Biz de birlikte kaçarsak buraya kadar gelen düşman, kaçtığımız yerlere gelmeyecek mi? Namusu, toprağı mezarlığa mı emanet edeceğiz? Önünden kaçtığımız düşmanın kuvveti ve değeri nedir? Bu Müslüman yurdunda bu sefil düşmana karşı koyacak, ırzına, dinine, toprağına, kitabına sadık çocukları kalmadı mı? Tüfeği olmayanların orak ve baltası da mı yoktur?
Atalarının lânetine Söğüt halkı muhatap kalmayı kabul etmeyecektir. İmkân her neye uygunsa; erkek-dişi, genç-ihtiyar, düşman karşısına gideceğiz. Sizlerdeki Müslüman kanı, din, namus duygularını bizimle birlikte çalışmaya, her düşünceyi her nifakı bugün için terk etmeye Allah rızası ve Peygamber'in ruhaniyeti adına sayısız üzüntüler içinde davet ediyoruz.
Din, vatan adına payınıza ne düşerse, dakika kaybetmeyerek yerine getirilmesini vatan adına yüce yaradılışınıza bırakır, yarına kadar teşebbüslerinizin sonucuna dair cevabınızı bekleyerek evlatlarımızı cepheye göndermek üzere burada sözümüze son veririz"(syf101)
Bu telgraflar birlikte 400 kişilik bir tabur oluşturulmuş ivedilikle ilgili cepheye gönderilmiştir.
# İkinci İnönü Savaşı öncesinde çaltı köyünde söğüt halkı cepheye gönderdiği evlatlarıyla karşılaşır, ailesini görüp yanına gitmek isteyen bir ere annesi şu sözleri sarf ermiştir: "Yolun bura değil, taa karşı bayırlardır!" diyerek ona Gündüzbey tepelerini göstermesi, ona "Namusun varsa arkana bakma!" diye haykırması, cepheye koşan askerleri zindeleştirmişti. Yine Söğütlü bir baba, cepheye koşarak giden oğlunu görmüş, ona Oğlum, eğer düşmana atılırsan bütün babalık hakkım helâl olsun. Yok, eğer bir an dönersen, dilerim Allah'tan düşman kurşununa gelesin!" diye bağırmışı"(syf180)