Bir psikolojik danışman olarak,kitabı beğendim.Okurken en çok şunu düşündüm:Sessizlik içinde, olup biteni anlatan ne çok şey var etrafımızda.Bu kitap tam da bu sessiz tanıklığın peşinden gidiyor.Kitabın anlatıcısı bir taş duvar.Evet, evin duvarı,avlunun taşı...Sessizdir ama her şeyi görür hisseder.(Bana kollektif bilinci anımsattı) Tıpkı danışmanlık sürecinde dile gelmemiş olanın izini sürdüğümüz gibi,yazar da kelimelere dökülememiş bir aile yasını,kardeşlik bağlarını,suçluluğu ve sevgiyi taşların belleğinden okuyor.
Bir engelli çocuğun doğumu ve bunun ailede yarattığı kırılma, psikolojik olarak oldukça güçlü işlenmiş. Özellikle abi ve kız kardeşin bu çocukla kurduğu ilişki, farklı bağlanma stillerini, savunma mekanizmalarını ve içsel çatışmaları gözler önüne seriyor.
Kız kardeşin öfkesinde bastırılmış acı ve görülme arzusu yatarken,abinin koruyucu rolünde bir sevgiyi gösteriş şekli var.
Bu roman bence bizlere şunu hatırlatıyor: Her ailede konuşulmayanlar vardır. Ve bazen bu suskunluk bir çocuğun davranışında, bir başka çocuğun öfkesinde, bir yetişkinin hayatında yankı bulur. Biz psikolojik danışmanlar olarak o yankıyı duyabilmeyi ve anlamlandırabilmeyi hedefleriz. Bu kitap da o yankıyı taşların dilinden seslendiriyor.
Keyifli okumalar.