Gönderi

Bir Milletin Diriliş Destanı
Puan vermedi·276 syf.··
2025 1120. kitabı
·
31 saatte okudu
·
Okunma: 22 Temmuz 2025 17:57
Mehmet Rauf ismini duyduğumda aklıma hep o meşhur psikolojik romanı, o içli "Eylül" gelir. Fakat yazarın külliyatında öyle bir mücevher daha var ki, insanı bambaşka bir iklime, bambaşka bir duygu seline sürüklüyor: Halas. Bu kitabı elime aldığımda, Kurtuluş Savaşı'nı anlatan hamasi bir roman okuyacağımı tahmin ediyordum ama karşılaştığım şey bundan çok daha fazlası, çok daha deriniydi. Halas, sadece bir savaş romanı değil; işgal altındaki bir payitahtın, çökmüş bir imparatorluğun ve o çöküşün ortasında kendi varoluş mücadelesini veren bir ruhun, Nihat’ın gözünden yazılmış, kanlı canlı, nefes alan bir destan. Kitabın sayfalarını çevirmeye başladığınızda sizi ilk karşılayan şey, boğucu bir atmosfer oluyor. Öyle bir umutsuzluk ki, yazarın da satır aralarında hissettirdiği gibi, adeta insan ruhunu içten içe kemiren, vicdanları çürüten bir kurt gibi her yana yayılmış. Nihat'ın yaşadığı o amaçsızlık, o kararsızlık ve hedefsizlik hissi, sanki denizin ortasında dalgaların insafına terk edilmiş, kayalara çarpa çarpa sürüklenen bir bedenin cansızlığı gibi ruhunuza işliyor. İstanbul, o büyülü şehir, adeta cehennemden bir parçaya dönüşmüş; kimsenin hiçbir şeye değer vermediği, hiçbir şeyde bir anlam bulamadığı, adeta Orta Çağ karanlığına gömülmüş bir enkaz yığını. Mehmet Rauf, bu atmosferi o kadar ustalıkla resmediyor ki, Nihat'ın hissettiği o sıkışmışlığı, o çaresizliği iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Memleketin daha önce hiç bu kadar derin bir çöküntüye uğramadığı gerçeği, her sayfada insanın yüzüne bir tokat gibi çarpıyor. Fakat Rauf'un dehası, bu karanlık tabloyu çizerken sadece toplumsal bir panoramayla yetinmemesinde yatıyor. Olayları asla tek bir gözle görmememiz gerektiğini bize fısıldarcasına, insan ruhunun en karanlık dehlizlerine iniyor. En acısı ne biliyor musunuz? Dışarıdaki düşmandan ziyade, içerideki çürümüşlük. Yazar, o dönemde kimsenin "Memleket batıyor, ne yapacağız?" diye dertlenmediğini, herkesin bu büyük yangından kendi küçük eşyalarını kurtarma derdine düştüğünü o kadar dokunaklı anlatıyor ki... İnsanların birbirine ettiği zulümler, o sefalet manzaraları karşısında sizin de Nihat gibi "Yarabbi, bu nasıl bir dünya?" diye isyan edesiniz geliyor. Çünkü anlıyorsunuz ki, insan denen varlığın, medeniyet cilasının altını kazıdığınızda dünyanın her yerinde nasıl da aynı olduğunu, özellikle kişisel çıkar söz konusu olduğunda en medeni görünenin bile nasıl bir anda vahşileşebileceğini gösteriyor bize. O büyük devletlerin kendi ülkelerindeki medeni tavırlarının, himaye ettikleri topraklarda nasıl tanınmaz bir canavarlığa dönüştüğünü görmek, insanın adalet duygusunu derinden sarsıyor. Bu çürümüşlük sadece sokaktaki insanda değil, her yerde. Gücü eline geçiren her kurumun, her insanın bunu nasıl kendi çıkarı için kötüye kullandığını; gazetelerin, dedikoducu ve ara bozucu yaşlı kadınlar misali nasıl bir anda insanı vezir de rezil de edebileceğini, istemediklerini nefes alamaz hale getirene kadar batırıp, istediklerini ise göklere sığdıramadıklarını okurken bugüne dair ne çok şey buluyorsunuz... Memleketin altını üstüne getiren, ırz, namus, mal, mülk tanımadan her şeyi yakan, yıkan, çalan o kanı kudurmuş haydut sürüleri... Bütün bu işlerin bir avuç ehliyetsiz insanın elinde kör dövüşüne döndüğünü fark ettiğinizde, Nihat'ın omuzlarındaki yükün ağırlığını daha da derinden anlıyorsunuz. Ve elbette aşk... Böyle bir cehennemin ortasında aşka yer var mıdır? Mehmet Rauf, umutsuz bir aşkın en verimsiz topraklarda bile filizlenemeyeceğini bilir bir bilgelikle yaklaşıyor konuya. Nihat’ın İclal’e olan aşkı, sadece romantik bir duygu değil, aynı zamanda o karanlığın içindeki tek ışık, yeniden hayata tutunma sebebi, bir nevi kişisel "halas"ı oluyor. Yıllarca hiçbir erkeğe karşı bir sıcaklık, bir yakınlık hissetmemiş İclal'in kalbinin Nihat'la birlikte atması, aslında bütün o kaosun içinde insan kalmanın, umut etmenin mümkün olduğunun en güzel kanıtı. Sonuç olarak Halas, evet, hamasi bir anlatıma sahip. Ama bu hamaset, boş bir kahramanlık güzellemesi değil. Aksine, umutsuzluğun en katil ruh hali olduğu bir dönemde, bir milletin ve bir bireyin o öldürücü ruh halinden sıyrılıp, kendini savunacak gücü ve kabiliyeti kendinde bularak adeta kendi cenaze namazını kılmaktan nasıl kurtulduğunun hikayesi. Kitabı kapattığımda aklımda kalan, sadece tarihi bir dönemin acıları değil, aynı zamanda insanın en zor koşullarda bile yeniden ayağa kalkabilme gücüne, sevginin ve inancın kurtarıcılığına dair sarsılmaz bir inanç oldu. Okurken yorulduğum, isyan ettiğim, üzüldüğüm ama sonunda Nihat'la birlikte nefes aldığım, unutulmaz bir yolculuktu.
Duygu ve Düşünce
HalasMehmet Rauf · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020969 okunma
·
165 Gösterim
Yorumlar
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.