Kadın BudalasıFyodor Dostoyevski
“Ebedi Koca”… Dostoyevski’nin, Freud’un bilinçaltı diye ağlayıp sızlanacağı teorileri, daha o doğmadan önce cebinden çıkarıp kahkahalarla güldüğü bir eser. Bu kitap, “Psikanaliz mi? Hah, buyrun efendim, ben yazmıştım zaten!” diye meydan okuyan bir trajikomik şaheser.
Pavel Pavloviç, bu hikâyenin maskeli balosunda intikam peşinde koşan bir palyaço gibidir. “Aldatıldım ama cool’um” havasıyla dolaşan bu adam, karısının eski sevgilisi Velçaninov’a yıllar sonra çıkagelir. Elinde şüpheli bir gülümseme ve “Ben seni affettim… (*ama aslında öldürmek istiyorum*)” alt metniyle sahneye çıkar. Pasif-agresiflikte ustalaşmış bir dehadır Pavel. Öyle bir oyun kurar ki, “Acaba beni öldürecek mi yoksa sadece ruhumu mu kemirecek?” diye düşündürür. Dostoyevski, “Bakın, nevroz böyle yazılır!” der gibidir.
Trajikomik bir sahne: Pavel, Velçaninov’un evinde misafirken, bir gece yarısı elinde bıçakla dolaşır (*spoiler: öldürmeyecek, sadece korkutacak*). Freud olsa “Bastırılmış öfke!” diye atlardı, Dostoyevski ise “Hah, işte insan ruhu!” der, sigarasını içerdi.
Velçaninov ise suçluluk paranoyasıyla kıvranan bir ‘sigma male’ çöküşüdür. “Ben üstünüm… (*ama içimde bir şeyler kemiriyor*)” havalarıyla dolaşan bu narsist, yıllar sonra Pavel’in ortaya çıkışıyla “Acaba bu adam beni öldürür mü?” korkusuna kapılır. Freud’un “superego”su burada emekliye ayrılmıştır adeta. Velçaninov’un suçluluk duygusu o kadar güçlüdür ki, Pavel’in her bakışını bir tehdit olarak okur. Sanki “Seni affettim” diyen birini dinlerken “Seni yok edeceğim” işitmek gibi…
Trajikomik bir başka an: Velçaninov, Pavel’in kendisini takip ettiğini düşünüp “Bu adam beni öldürecek!” diye panikler, ama sonra Pavel ona “Kızımı evlatlık alır mısın?” diye sorar. (*Freud burada kafasını duvarlara vururdu.*)
Küçük Liza ise masumiyetin trajikomik kurbanıdır. “Baba beni neden bu manyaklara emanet ediyorsun?” dercesine, iki ego savaşçısının arasında “Acaba hangisi daha kötü baba?” seçeneğiyle büyümeye çalışır. Dostoyevski’nin klasik “çocukla sembolik yıkım” hareketidir bu. Liza’nın kaderi, “Bakın, suçluluk ve intikam en çok masumları vurur!” demenin trajikomik yoludur.
Freud’un “Ben bunu yazacaktım!” diye ağlayacağı bir sahne vardır: Pavel, bir gece Velçaninov’un yatağına bıçakla yaklaşır, ama öldürmez. Sadece “Bak ne yapabilirdim!” der gibi bakar. Bu sahne, “Neredeyse bir cinayet ama komik çünkü adam ciddi ciddi bekliyor!” havasıyla tam bir Dostoyevski trajikomedisidir.
Freud: “Bilinçaltı saldırganlık!”
Dostoyevski: “Evet, komik değil mi?”
Sonuç olarak, Dostoyevski “Ebedi Koca” ile psikolojik gerilimi, suçluluk komedisine çevirir. Pavel, “İntikamımı alacağım… (*belki*)” derken, Velçaninov “Acaba bu adam deli mi yoksa dahice mi?” diye düşünürken, okur da “Bu kadar absürt ama bu kadar gerçekçi nasıl olabiliyor?” diye kahkahalarla titrer.
Yani, Freud daha bebekken, Dostoyevski “İşte insan ruhu!” diyerek gülüyordu. Ve biz hâlâ bu kitabı okuyup “Acaba ben de bir ebedi koca mıyım?” diye düşünüyoruz. (*Cevap: Muhtemelen evet.*)
Bonus: Kitabı okurken içinizden “Freud burada olsa ne derdi?” diye geçiriyorsanız, cevap basit: “Ağlardı.”
Kadın BudalasıFyodor Dostoyevski · Bordo Siyah Yayınları · 20103,534 okunma