BİR EZAN İÇİN – BÖLÜM 1(Bir Gönül Hikâyesi)
Yıllar önce, gençlik hayallerimin en renkli çizgileriyle doluydu gönlüm. Camilerin kubbelerinde asırlardır yankılanan o nağmeli ezanların, rengârenk süslemelerin ve zarif Arapça hat sanatının büyüsüne kapılmıştım. Bu sanatları öğrenmek için Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi’nin resim bölümüne adım attım. Ancak zamanla anladım ki, orası yalnızca renklerin değil, kimi zaman değerlerin de silikleştiği bir yerdi. Matematik derslerimdeki başarısızlıklar ve okulun maneviyattan uzak iklimi, gönlümdeki huzuru köreltiyordu. Hanımların kısa eteklerle sınıf arkadaşımız olarak karşımıza oturması ve bizim onların resmini çizmeye zorlanmamız, iç dünyamla çatışmaya başlamıştı. Öğretmenler ve öğrenciler, İslami değerlere uzak, hatta zaman zaman alaycıydılar. İçimde bir boşluk oluşmaya başlamıştı. Sanatla yola çıkmıştım ama ruhumun aradığı başka bir şeydi. Ailemle bu huzursuzluğu paylaştığımda, beklediğim desteği göremedim. Heykel ve figür çizen bir sanat eğitimi içinde ilerlerken, bir kitapta heykeltıraşlığın ve figüratif sanatın İslami açıdan uygun olmadığını okuyunca içimdeki vicdan sesine kulak verdim. Bir üniversite hocasının çırılçıplak modeller eşliğinde figür dersi verdiğini duyunca, bu yolun bana uygun olmadığını anladım. İşte o an bir kırılma noktasıydı. Bir Cuma günü, mahallemizdeki camiye gittim. Cemaatle birlikte saf tutmuş, müezzinin minareye girip ezan okumasını izlemiştim. Ezanı okuduktan sonra yorgunlukla ter içinde çıkması dikkatimi çekti. “Acaba ben de bir gün ezan okuyabilir miyim?” diye içimden geçirdim. Ancak önce beş vakit namaza başlamalıydım. Namazdan sonra cami imamının yanına gidip elini sıktım. “Allah kabul etsin hocam,” dedim. O da tebessümle “TegabbelAllah,” diye karşılık verdi. Odasında bana bir kek ve meyve suyu ikram etti. Bu küçük ikram bile gönlümde büyük bir kapı araladı. Cesaretimi toplayıp dedim ki. “Hocam, ben ezan okumayı öğrenmek istiyorum. Yardımcı olur musunuz?” Hiç tereddüt etmeden “Elbette, elimden geleni yaparım. Ama sen de ezan kasetleri dinleyecek ve çalışacaksın,” dedi. Ne var ki bırakın kaseti, elimde bir teyp bile yoktu. Hocama bu mahcubiyetimi söyleyemedim. Aklıma, mahalledeki İmam Hatip Lisesi’nde okuyan bir abla geldi. Belki çarşıdan bir kaset bulabilirdi. Gerçekten de yardım etti ve bir kaset getirdi. Fakat onu dinleyecek cihazım hâlâ yoktu. Bir gün hocama bu durumu anlattım. “Yakup, sana teyp parasını vereceğim ama bir şartım var,” dedi. Caminin bahçesindeki ağaçları göstererek, “Bu ağaçların altını çapalayacaksın,” dedi. İki gün boyunca çapa yaptım. Ellerim su topladı. Ama sonunda emeğimin karşılığını aldım. 50 TL ile gidip bir teyp aldım. Hayatımda ilk kez kendi emeğimle bir şey almanın mutluluğunu yaşadım. İşte ezan yolculuğumun ilk adımları böyleydi. Bir gün cami hocamla bu okulun bana uygun olmadığını konuştum ve İmam Hatip Lisesi’ne geçmek istediğimi söyledim. Ailem ise bu fikre karşı çıktı. “İmam Hatip okusan ne olacak, önü kapalı,” dediler. Ama cami hocam sahip çıktı. “Sen üzülme Yakup, bir hal çaresine bakarım,” dedi. Ertesi gün arabasına binip önce Güzel Sanatlar Lisesi’nden kaydımı aldı, sonra beni İmam Hatip Lisesi’ne götürdü. Okulun girişinde, “Ezan birincisi, Kur’an birincisi, hafızlık birincisi” yazan başarı panolarını görünce, işte dedim, aradığım okul burası.
1000Kitap
·
355 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.