Dekolte edebiyatlı bir kitap başta herkese eğlenceli görünebilir, hatta kitabı okurken yazarın mizahının içininde kendinizi eski istanbulda bosfor manzaralı bir yalıda gazete okurken betimlersiniz. Ama ilerledikçe insanın zavallılığı, acizliği, kararsızlığı, sadakatsızlığı ve şehvete olan düşkünlüğü hikaye örgüsünde yüzünüze çarpar. Değerli yazarın halk dilini kullanarak yazdığı mükemmel bir roman, mükemmeliyetini de günümüz için yaptığı nokta atış öngörülere borçlu. İnsanın iradesizliği ve düşkünlüğünü tasvir etmek çamurun içinde sürekli debelenmeye benzer, çamurları atmak isteriz fakat her çabamızda temizlenmekten ziyade etrafı da batırırız. Ahlak, namus, toplumun eğitimsizliği ve insan iradesi tartışmaları dipsiz bir kuyuya benzer, tek gayem her sabah kalkıp güneşe baktığımda bu kadar düşüşümüzün güneş ışınlarıyla yıkanıp gitmesi.
Hakkında çok fazla konuşulabilecek ve her konuda derinleşebilecek bir kitap kaderin cilvesi, toplumsal değerler, insanların temel eğitimi ve yetiştiğimiz çevre, iletişimde olduğumuz insanların etkileri, sosyoloji alanlarına daha çok odaklanmamız, namus ve ahlak kavramı her birini teker teker oturup saatlerce düşünebilir, tartışabiliriz.
İstanbulun şahit olduğu onca hüsran, acı, çaresizliğin solgun renkleri, türk klasik romanının romantizmi sayesinde insanın gözünde başka türde bir etki bırakıyor.