“Güzellik sonsuz değil, peki ya ruhumuz?”
Bu kitabı bitirdiğimde kendime tek bir soru sordum: “İnsan, gerçekten ne kadar yozlaşabilir?” Oscar Wilde öyle bir dünya kurmuş ki; sayfaların arasında sadece Dorian Gray’in değil, kendi içimdeki karanlık yönlerin de farkına vardım.
Başta Dorian’ın masumiyeti, sonra Lord Henry’nin ağzından dökülen aforizmalarla şekillenen dönüşümü… Okudukça düşündüm: Bizi biz yapan erdemler mi, arzularımız mı?
Wilde, estetik ve ahlak ikilemini neredeyse büyülü bir anlatımla harmanlamış. Dorian’ın yaşlanmayan yüzü ile çürüyen portresi arasında gidip geldikçe, dış görünüşün ardındaki çürümenin ne kadar kolay saklanabildiğini görmek ürkütücüydü. Her bir cümle, Wilde’ın zekâsının ürünü. Kitabı okurken altını çizdiğim satırların sayısını unuttum desem yeridir.
Eğer bir gün ruhunu bir tabloya emanet edebilseydin… Ne kadar dayanabilirdi sence?
Karanlık, zarif ve derin anlamlarla dolu bu kitap; sadece bir hikâye değil, bir uyarı. Herkesin bir Dorian Gray’i vardır belki de içinde, ama kiminki tabloya hapsolacak kadar cesur?