·102 syf.··Beğendi
···Okunma: 27 Temmuz 2025 21:05 (arkakapakyazısı)
“Chateaubriand, Fransız edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan Atala/Rene’de modern ile yaban arasında sıkışan, ruhlarını aşk, sürgün, yalnızlık ve Tanrı’yla besleyen insanları anlatıyor. Vahşi doğanın kalbine sığınmış âşıkların hayatta kalma mücadelesinin anlatıldığı eser başucu kitabı olmaya aday. Yayımlandığı dönemden beri resim, heykel, opera gibi sanatları besleyen bir başyapıt olarak görülen Atala/Rene bilinen tüm aşk hikâyelerinden farklı ve etkileyici.
Atala’nın aşk ve din arasında gidip gelmesi, sevgisinin çokluğu ve davranışlarındaki dürüstlüğü, karakterindeki korkusuzluk ve derin hassaslığı, ruhunun önemli bir şeyde yücelmesi, önemsiz şeylerde ise kırılganlaşması… Tüm bunlar benim için onu anlaşılmaz bir varlık hâline getiriyordu. Atala bir erkek üzerinde asla zayıf bir etkiye sahip olamazdı. Yüreği tutkuyla dolu olduğu kadar kudretle de doluydu. Ona ya hayran olacaktın ya da ondan nefret edecektin.”
18. yüzyıl Amerikasında, batılıların henüz tam anlamıyla ele geçiremedikleri bakir topraklarda yaşayan kabileler arasında devam ediyordu acımasız savaşlar.
İşte böyle bir dönemde başka bir kabileye esir düşmüştü gençliğinin baharındaki Chactas. Esaretinin işkence ve ölümle bitmesinden önce şarkısını söyleyebilmeyi umut ediyordu. Her şeye rağmen cesurdu. Fakat, esir düştüğü kabileden Atala’yla tanışması, ikisinin de hayatını değiştirecekti. Hiç beklemiyordu Atala’nın kaçmasına yardım edeceğini. Üstelik de bunu, iki kez yapacağını. İlk kaçışlarında yakalanıp geri getirildilerse de, idam edilecegi gece, yine kacmasına yardım etti bu yakışıklı esirin, güzeller güzeli Atala. Chactas, çoktan gönlünü kaptırmıştı bu güzelliğe. Atala da aşıktı aslında. Ama, henüz anlatamadığı bir nedenle, Chactas’ın kendisini bırakması, oradan ayrılmasına izin verip, yoluna devam etmesini istiyordu durmadan. Chactas’sa, aşkını bırakmak istemiyordu asla. Böylece devam ettiler yolculuklarına. Atala’nın tüm çabalarına rağmen, karşılıklı aşklarını gizleyemiyorlardı birbirlerinden. Aralarında fiziksel olarak bir kaç küçük öpücük dışında bir şey geçmemişti. Cünkü, tüm tutkularına, aşklarına rağmen, ilişkilerinin önündeki engeller aşılmaz görünüyordu Atala’ya. Aralarındaki din farkını ileri sürdü ilk başta. Ama, gerçekte, ilişkilerindeki en önemli engel, din farklılığı değil, geçmişte verilmiş bir sözdü. Ve herşeyin sonunu getiren de bu sözü tüm aşkına rağmen tutmaya çalışırken felaketlerine sebep olan Atala’ydı. Üstelik de, birbirleriyle sohbet etmeye başladıklarında ikisinin bir ortak noktası olduğunu kesfettiler: Chactas’ı esaretten kurtarıp özgür bırakan Lopez’di bu ortak nokta. Ve bence Atala’yla Chactas’ın kaderleri, Lopez’le birbirine bağlanmıştı sanki ilahi bir müdahaleyle.
Bir noktada, tesadüf mü kader mi bilinmez, misyoner bir rahiple kesişti yolları. Uzun zamandır o bölgede canı gönülden misyonerlik calışmaları yürüten rahip, destek olmaya çalıştı aşıklarımıza. Ama, bazı şeyler için geç kalınmıştı...
Bu öyküyü, artık 73 yaşında olan Chactas anlattı Fransa’dan o topraklara gelen René’ye. Kitap iki bölümdü konu olarak. İlk bölüm Chactas – Atala aşkını, ikinci bölümse, Fransız René’nin zorlu geçen çocukluğunu, kız kardeşi ile arasındaki güzel bagı ve kardeşinden ayrı düşmelerinin ardından oradan oraya savrularak yaşadığı hayatı anlatıyordu. Doğa, tarih, aşk, aile ve din temalarında ilerleyen bu öyküleri, naif bir şekilde anlatmıştı yazar. Öyküler beni alıp götürmedi ama, o ilkel sartlarda gelişen bu saf aşk öyküsünün hissettirdiği nostaljiyi, yazarın naif anlatımını ve güzel doğa tasvirlerini begendim diyebilirim.
Özetle, kısacık olduğu için çabucak bitirdiğim bu kitabı, klasik okumayı seven okurlar beğenecektir diyor, keyifli okumalar diliyorum herkese.
Kitaplarla kalın.
(alıntı)
“Bizi bir araya getiren, sevgili oğlum, garip bir yazgı. Ben sende vahşileşmiş uygar bir adam görüyorum; sen bende Büyük Ruh’un (Hangi amaçla bilmem) uygarlaştırmak istediği vahşi bir adam. Biz yaşam yoluna karşıt iki uçtan girdik.”