10/10
·500 syf.··
2025 25. kitabı
#pandadiyorki Keşke//Kitap yorumu "Belki" ile tanışıp kalemine hayran kaldığım Sema hanım, şimdi de "Keşke" ile bambaşka bir yerden vurdu beni. Onu ve ideolojisini anladıkça iki eserde öyle büyük bir kıymet kazandı ki benim için. Keşke elimde sihirli bir değnek olsa da herkesin okumasını sağlayabilsem. Keşke. Bu sefer 1940-1970li yılların Türkiye'sini okuyoruz. Bir yandan Fikret'in cezaevinden yazdığı mektuplar ile 40li yıllardan itibaren ülkemizin içerisinde bulunduğu siyasi süreci, köy enstitülerinin kuruluşunu ve işleyişini öğreniyoruz. Bir yandan da 70li yıllarda bir hastane odasında, 203 numaralı odada iki kadını okuyoruz. Daha sonra yazarımızında söyleyeceği gibi 203 numaralı oda, Türkiye'nin küçük bir modeli adeta.Bu iki kadının o odada birbirine tutunuşlarını, Fatma'nın değişimini, Nedret'in bekleyişlerini okumak öyle duygudan duyguya sürüklüyor ki insanı. Hele bir de Fikret'in mektupları girmiyor mu araya ah aaah. O mektuplardan öğrendiklerim... Fikret anlattıkça köy enstitülerini, orada aldığı eğitimin kalitesini, çeşitliliğini, ben utandım elimdeki diplomalardan ben. Bizim şuan gittikçe eğitim kalitemiz düşer, derslerimiz, müfredatımız günden güne eksilirken, üniversiteden doğru düzgün bir meslek edinemeden mezun olurken o yıllarda verilen eğitimin kapsamı beni oyle şasırttı ki. Meslek edindirmeye yönelik müthiş bir emek. Matematiği, tarihi geçtim. Müzik aleti çalmak, tiyatrolar, okuma saatleri, dil, boyacılık, sıvacılık, dokuma, hayvancılık daha niceleri. O eğitimi, o bilgi birikimini almayı, orada bir talebe olarak bulunmayı öyle istedim ki. Tabii yine kendini bilmez bir kesimin cahilliğinden faydalananlar tarafından çıkarılan asılsız ve adi dedikodular sebebiyle bu kurum cok zor zamanlar geçirmiş. Bu kısımları okurken öyle büyük bir öfke hissettim ki her bir hücremde. Gördüm ki bazı şeyler ne geçmişte bitmiş ne de gelecekte bitecek. Fikret aynı zamanda tarihe dair de çok şey öğretti bana. Köy enstitülerinden çok daha fazlası var bu kitapta. Nasıl her şey son hız aydınlık bir geleceğe doğru ilerlerken dibe çekildiğimizi, nasıl bolluk içinde muhtaç duruma düşürüldüğümüzü, hatta şuan ki durumumuza nasıl geldiğimizi basamak basamak gördüm ve öyle içim ezildi ki. Her şeyin göz göre göre bu noktaya gelmis olması en acısı. İşçilerin yemek aralarında dünya klasikleri okuduğu fabrikalara sahipken şuan yaşadıklarımız... Ne kadar gelişmiş, ne kadar mükemmel bir geleceğimiz olabilecekken menfaatler uğruna parça parça eritilişimiz.. En acısı 1940larda, 1950lerde, 1970lerdeki bu zihniyetin hala devam ediyor olması... Ve bunca acı ve duygu yoğunluğuna eklenen o son. Sema hanım sonu önemli demişti bir konuşmamızda bu yüzden son 100 sayfayı ekstra bir özenle okudum. Sanki kitaptaki tüm duygular toplanıp bir süpernova oluşturmuş gibiydi. Güldüm, ağladım, sevindim, kahroldum. Bazen bunların hepsi aynı anda yaşandı. Ah hele o bank sahnesi. Hiç aklımdan çıkmayacak. Fikret, Nedret, Sabia, Fatma, Tarık, Mehmet. Hepinizi çok ama çok sevdim. İyi ki ortak oldum hayatlarınıza, iyi ki hikayelerinizi paylaştınız benimle, iyi ki gözümü açtınız. İyi ki vardınız. Ben şimdi sıramı devrediyorum. İstiyorum ki bu harika insanlarla tanışın, okuyun, anlayın. O yüzden şimdi sıra sizde. Bir yolculuğa var mısınız ?
KeşkeSema Soykan · Alfa Yayınları · 20212,021 okunma
·
85 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.