·1552 syf.··Beğendi
···Okunma: 18 Temmuz 2025 22:27 Adalet ile intikam duygularının birbirine bağlanarak yazıldığı Monte Cristo Kontu; saf ve temiz duygulara sahip Edmond Dantes`in uğradığı haksızlık ve 14 yıllık acımasız hapis hayatından kurtularak sadece hayatında değil duygularında, olaylara yaklaşımında ve özellikle de ruhunda nasıl yeni bir kimliğe dönüştüğünün anlatımıdır.
Monte Cristo Kontu İncelemesi:
Ana karakterimiz Edmond Dantes 19 yaşında, geleceği parlak, dürüst ve aşıktır. Kendisinin yardımcı kaptanlık yaptığı bir gemi seyahatinden yeni dönmüş ve yolda geminin birinci kaptanı ölmüştür. Ancak kaptan ölmeden önce Edmond`a bir mektup verir ve bunun Mösyö Noirtier de Villefort`a ulaştırması gerektiğini söyler.
Gemi limana ulaşır ulaşmaz kaptanın öldüğü haberini alan geminin sahibi onurlu ve dürüst Mösyö Morrel, genç yaşına rağmen Edmond`u, yeteneği ve onda gördüğü parlak ışığı nedeniyle kaptan yapmak istediğini dile getirir.
Bu mutlu haber üzerine önce pek sevdiği ve değer verdiği babasını görmeye giden Edmond, ardından sevgilisi Mercedes`in evinin yolunu tutar.
Katalan`lı güzel ve genç bir kız olan Mercedes`e kuzeni Fernand aşıktır ve ne yaparsa yapsın genç kızı kendisiyle evlenmeye ikna edemez. Pek çok kez bu yüzden Edmond`u öldürmeyi düşünen Fernand`ı durduran tek şey ise genç kızın "Edmond ölürse ben de ölürüm" diyen sözleridir.
Bunun üzerine mahalledeki bir meyhaneye oturan Fernand`ın yanına Danglars ve Caderousse gelir. Bu ikisi Edmond`la aynı gemide çalışmaktadırlar ve özellikle Danglars, Edmond`un parlak geleceğini ve güzel giden hayatını kıskanmaktadır.
Ve böylece Danglars sol eliyle Edmond`un Bonapartçı bir ajan olduğunu, yanındaki mektubun da bunun bir kanıt niteliği taşımakta olduğunu belirten bir mektup yazar. Fernand ise bu mektubu Kraliyet savcısına yollar.
Birkaç gün sonra Edmond ve Mercedes`in nişanı olur. Ancak nişan yemeğinin ortasında polisler Edmond`u Bonapartçı bir ajan olması iddiasıyla tutuklar.
Aynı gün kendi nişan yemeğinde olan savcı Mösyö de Villefort, kraliyet savcısı ve sorgu yargıcı olmadığı için Edmond Dantes`i kendisinin sorgulaması gerektiği bildirilir.
Edmond Dantes`i sorguya alan Villefort, Edmond`un bütün yaşadıklarını ve mektubu alışını dinler. Bunun üzerine "Mektubu kime iletecektiniz" sorusuna "Mösyö Noirtier de Villefort`a" diyen Edmond, Villefort`un yüzünün solduğunu fark eder. Çünkü mektup savcı Villefort`un babasına, yani Bonapartçı Mösyö Noirtier de Villefort`a iletilmesi istenmiştir.
Babası yüzünden kendi kariyerini ve nişanını tehlikeye atmak istemeyen Villefort mektubu ateşe atar ve Edmond'a yardım edeceğini söyleyerek oradan ayrılır. Savcının sözlerine inanan Edmond umudunu korur. Ancak o gece İf Şatosu`na götürülen Edmond duruma anlam veremez.
Ve bu şekilde karakterimiz hayatının yeni bir başlangıcına girmiş olur. Çünkü o karanlık zindanda gözlerini açacak, onu aydınlatacak ve bu sayede hayatını değiştirecek olan Başrahip Faria ile tanışacaktır.
Kitabı nasıl buldum?
Kitabın sadece giriş bölümünü bu şekilde özetleyebilirim. Benim okurken zevk aldığım ayrıca insanlara güvenmememiz için bir nedene gerek olmadığını gösteren (çünkü sadece kıskançlık duygusunun bile bir insanın bir insandan nefret etmesine yetebileceğini gösteriyor) kimi zaman hayatın ve insanoğlunun zalim yüzünü, kimi zamansa her şey bitti derken hayatın bizi eskisinden daha büyük ve güzel farklı çıkış yolları sunabilecek yeni başlangıçlarını anlatan bu kitap serisine bayıldım.
Yazarın anlatım tarzı, karakterlerin derinliği, verdikleri duyguların ve tepkilerin uyumu, Edmond Dantes`in yaşadığı değişim ve daha birçok şey o kadar güzel işlenmişti ki...
Kitapta bir uyumsuzluk, eksiklik, fazlalık ya da bu böyle olmasaymış olurmuş dediğim bir şey yoktu. Hepsi mantık çerçevesinde ve birbiriyle uyumluydu. Şimdiyse böyle mükemmel başka eserlerle karşılaşmayı dileyerek okumaya devam edeceğim.