Bazen En Çok da Güzel Düşünenler Yorulur
10/10
·168 syf.··
Beğendi
·
2025 5. kitabı
Süleyman İbin En Çok da İyi Niyet Yorar İnsanı, sıradan bir cümleyle başlar ama ilerledikçe bir ara hikâyeye dönüşür; iyi niyetin ne denli kırılgan, sevginin ne kadar dönüştürücü olabileceğini anlatan güçlü bir roman. Süleyman İbin, ilk sayfalarda mütevazı bir öğretmen olarak beliriverir. Eski köy evinde yaşayan, derin ama sessiz bir karakter: iyi niyeti ve naifliğiyle çevresine dokunan biri… Ama herkes gibi o da bugün’ün küçük hesapları, yarın’ın belirsizlikleri arasında incinir. Hikâye, Süleyman’ın taşındığı şehirde, meydanda rastladığı bir grup gönüllünün düzenlediği kermesle açılır. Burada tanıştığı isimler; Sevda, sınırlarını zorlayan iyilik bekleyen bir hasta bakıcı; Tahir, bir süredir ikilemlerle boğuşan genç bir hukukçu; ve Esra, yalnızlığı, bir el işi dükkanında biriktirdiği hüzünlü hikâyelerle taşıyan yaşlı bir kadın. Bu dört kişi, bir araya geldikçe bana artık sadece bireysel karakterler değil, birbirine kenetlenmiş insani kırılmalar gibi görünmeye başlar. Öyle bir sahne vardır ki akıllardan çıkmaz: Sevda, bir çocuğu sokaktan kurtarmak isterken düşer ve ayağını incitir. Süleyman, iyi niyetle yardımı uzatır ama bu yardımı hiç bir zaman tam olarak dönüş görmez; Sevda’nın gözünde bu yardım yarım kalır. İyi niyetin nasıl yorucu olduğunu, bir dokunuşun bile yanlış anlaşılabileceğini o an hissedersiniz zira yazar bunu öyle ince bir şekilde kurgulamıştır ki sayfaları çevirirken kalbiniz o sarsıntıyı yaşar. Tahir’in hikâyesi başka bir katman ekler anlatıya: hukuki bilgiyle dolu bir zihni vardır ama içindekiler anlamsızlaşmaya başlamıştır. Süleyman’ın samimiyeti, onun adalete olan inancını yeniden ateşler. İyiliğin sadece kanunlarla değil, bireylerin kendi iç dünyalarında yeniden inşa edilmesiyle mümkün olduğunu göstermesi Tatlı yorgunluğun sıcaklığına dönüşür okurda. Esra sahnesi tavır olarak sakin ama içsel çatışmaları fırtına gibidir. Ona yakın bir detay sahnesi eski eşyalarının olduğu kutuları karıştırırken, Süleyman’ın ona anlattığı bir çocukluk masalını gözyaşlarıyla dinleyişi hikâyeyi öyle derinleştirir ki okur, o anın hem kendi geçmişine hem de dış dünyaya uzanan bir köprü olduğunu hisseder. Hikâyenin dorukları dramatik değişim anlarında değil, ruhsal kırılmalar ve onarımlar içindedir. Süleyman’ın iyi niyeti, bir noktada kendi sınırlarını aşar; yoldaşı kalbi kırılır ama bu kırıklık, insanlığın naif yanı için bir uyarı değil, bir dönüştürücü adım olur. İyi niyetle başlanan bir cümle, bazen bir ağıt gibi görünebilir ama ormancı ruhlarla örülürse yeni bir dirilişe dönüşür. herkesin kendi küçük hayat kırıntılarıyla bir araya geldikleri samimi bir akşam vardır: sofrada paylaşılan ev yapımı çorbalar, bir çiçek demeti, eski bir defterden okunan bir şiir… Kendisini geliştirmek isteyen bir öğretmen, yarasını taşıyan bir Hasta bakıcı, adaletin peşindeki bir hukukçu ve yalnızlığı onarılacak hikâyeler taşıyan bir kadın… hepsi tek bir iyi niyet dalgasının içinde bulur kendilerini: hayat kırıkları onarıldığında, iyi niyet aslında yine de yorulur; ama sürdürmeyi seçenler için gerçek bir huzur kaynağına dönüşür. Yazar Süleyman İbin, bu kitapta büyük olaylar yerine, küçük insanlık hamlelerine odaklanıyor. İyi niyetin kırılganlığını bildiği kadar, insanın iyileşme yeteneğine duyduğu güveni de anlatıyor. Hikâye etkileyici mi? Kesinlikle çarpıcı değil belki ama içten, ısrarcı, ama bir yorgunlukla bile umudu taşıyan bir anlatı.
1000Kitap
En Çok da İyi Niyet Yorar İnsanıSüleyman İbin · Destek Yayınları · 2025108 okunma
·
1.492 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.