O kadar sinirliyim ki keşke bu kitabı unutsam
7/10
·488 syf.··
2025 19. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 31 Temmuz 2025 04:58
(İnceleme spoiler içerir) İlk kitabı o kadar ayıla bayıla okumuştum ki bu kitaba da aşık olacağıma emindim, hatta belki ilk kitaptan daha çok seveceğime. Sevdim mi? Sevdim. İlk kitaptan daha mı çok? Kesinlikle hayır. Çok daha güzel olabilirdi. Hatta şöyle söyleyeyim, kitapla ilgili birden fazla şikayetim var ama bunlardan sadece biri farklı olsaydı bile 9 puan verirdim. İlk olarak, ki bu kişisel bir görüş olacak, bu kitap ilk kitap kadar akıcı değildi. İlk kitapta okumak, devam etmek “istiyordum”, bu kitapta ise sadece okudukça ilerliyordu o kadar. Ama son 150-200 sayfaya kadar pek sürükleyici değildi. Aksiyon pek yoktu çünkü, öyle çok ilgi çekici de değildi bence. İlk kitapta cepheye yakın bir kasabaya gidiyorlar ve orada sürekli bir tehlike altındalar, arada yaratıklar geliyor, yaralı askerlerle ilgili sahneler giriyor, karakterler cepheye gidiyor ve o sırada çatışma yaşanıyor... Sonu zaten ayrı. Karakterlerin arasındaki ilişki de gelişiyor bu sırada. Sürekli olarak okumaya iten bir şey var yani. Ama bu kitapta hep “zaten hatırlayacak, zaten kurtulacaklar, kesin böyle olacak” diyerek ilerledim ve öyle de oldu. Sadece son 200 sayfada daha çok şaşırtıcı, merak ettiren olaylar yaşanıyor. Dacre’la olan savaşları beni pek tatmin etmedi, gördüğüm kimseyi de tatmin etmemiş. Tamam planları güzeldi ama karşılarında bir tanrı var yani. Enva orada put gibi duruyor zaten, Attie ve Iris desen hiçbir şey yapamazlar. Gayet de baş edebilirdi bence, orada dikkatinin şak diye dağılması olmamış. Yüzyıllardır yaşayan, aylardır ordu yöneten tanrısın sen. Zaten kudretli tanrılar/tanrıçalar olarak anlatıldıysalar da insan gibi görünüyorlardı hep. Savaşta da öyle bir aksiyon yoktu. Dacre’ın konuşma yaptığı, Kitt malikanesinde bulunduğu ve sivillerin savaşa hazırlandığı (hatta Val’in Forest ve Iris’in dairesine sızdığı) sahneler daha heyecan vericiydi. Sığınacak bir yer buldular, birkaç bomba düştü ama bir şey olmadı, Iris ve Attie aşağı indi, Dacre Iris’i iki tokatladı, sonra Enva gelip orada dikildi, Attie şak diye Dacre’ı bayılttı, Iris de öldürdü. Bu kadarrrr. Yok, tatmin etmedi beni. İlk kitaptaki gibi bir çatışma falan görseydik en azından??? Karakterler biraz daha zorlansaydı??? Sonrası Enva’nın Dacre’ı öldürme işini Iris’e (+Attie) vermesi. Yahu hadi tamam Iris’in büyülü kılıcı var, Attie’de şarkıyı biliyor ama sonuç olarak Dacre yüzyıllardır yaşayan bir tanrı ve bu ikisi 18-19 yaşlarında iki kız. Güçlerinin olmamasını bırak dövüşmeyi bile bilmiyorlar. Bunlar daha doğru düzgün harekete geçemeden Dacre bunları fark etse (ki fark etti de), iki tane yapıştırsa (ki yapıştırdı da) ne olacak? Tamam, Enva kendi illüzyonu ile onlara destek oluyor; kızları öylece göndermiyor ama ya o da Dacre’ın dikkatini dağıtmaya yeterli olmasa? Enva işe yarayacağına emin ki böyle yapmış ve tamam yaradı da ama yukarıda da dediğim gibi o dikkat dağılması olmamış yani. Iris ve Attie savaşla ilgili yazarak, cepheye giderek, askerlerin tahliyesine yardım ederek, sivilleri sığınma alanlarına yönlendirerek cesaretlerini yeterince gösterdiler ve kahraman oldular zaten. Enva’nın gücü öyle azalmasaydı ve Dacre’la o savaşsaydı daha tatmin edici olurdu. Bizim karakterlerimiz öyle seçilmiş kişiler değiller zaten, sıradan insanlar. Bu zaten bir yenilik. Son vuruşu yapmayan ama yaptıkları başka şeylerle insanları kurtaran kişiler olarak kalmaları gayet yeterli ve hatta daha iyi olurdu benim açımdan. Ben hep Enva’nın ortaya çıkıp Dacre ile savaşmasını beklemiştim. Attie&Tobias, Forest&Sarah çiftlerine de değinmek istiyorum. Bu iki çift de bana çok gereksiz gemişti ve öyle shiplememiştim de ama sonra dedim ki bu karakterler de kendi aşklarını bulmayı hak ediyorlar. Bu konuda kafam biraz karışık. Hadi Attie ve Tobias’ınki bir yere vardı ve gerçekten mutlu oldular da... İşte buradan geliyoruz kitapta moralimi en çok bozan, olmasaydı yukarıdaki şikayetlerime rağmen büyük ihtimalle 9 (belki 8?) vereceğim o olaya: Forest ve Sarah’nın ölümü. Koca bir NEDEN ile giriyorum buraya. NEDEN??? Yazar muhtemelen sevilen herkes yaşasaydı hiç gerçekçi olmazdı, biraz acı lazım diyerek bunları şak diye öldürmeye karar vermiş. Ya bırak bu da gerçekçi olmayıversin. Hatta şöyle diyeyim, bence ölmeleri daha saçma. Ölmeleri hiçbir şeyi değiştirmedi zaten. Hiçbir şeyi. Öldüler. Bu kadar. Eh, Iris’in üzerinde bir etkisi olmuştur ama- Hayır, olmadı. Elbette ilk öğrendiğinde çok üzüldü ama biz bunu o kadar az gördük ki görmedik resmen. En azından bir yas süreci, büyük bir çöküş falan bekliyorsunuz ama yok. Ben bile daha çok ağladım (öldüklerini öğrendiğimiz sahneden kitabın sonuna kadar :D). Zaten Iris’in üzerinde davranışlarını ve düşüncelerini etkileyecek büyük bir etkisi de olamaz, seri bitti çünkü. Iris’in taa ilk kitabın başında cepheye gitme sebebi abisini bulmaktı, kitabın sonunda abisi onu buldu da kaçtılar. İkinci kitapta adamı doğru düzgün görmedik bile. Ya adam öyle kötü şeyler yaşamış ki, hazır birinden de hoşlanmaya başlamışken bu kötü son niye? Forest benim ilk kitabın sonunda çok sinirlenmekle beraber sonradan anladığım ve sevdiğim bir karakter olmuştu. Sarah da çok masum ve iyi kalpli, tatlı biriydi. Mutlu olmayı hak ediyorlardı ve mutlu olmayı hak eden karakterler böyle sırf emotional damage olsun diye bomboş yere öldürülünce önce kitabı, sonra kendimi (elimde olsa yazarı da) parçalayasım geliyor. Bir de Roman’ın ailesi turp gibiyken (illet babası bile ölmedi) neden Iris her şeyini kaybetmek zorunda? Onun aile fertleri gerçekten kötü şeyler yaşamışken neden üzerine böyle sonlara mahkum edildiler? Aster’ın ölümünün büyük bir etkisi olmuştu en azından da dediğim gibi Forest ve Sarah için aynı şey geçerli değil. Diğer şeylere olan sinirim geçer ama buna olan sinirim geçmeyecek. Söylemek istediğim olumlu şeylere de önce yazarın kaleminden başlayacağım. İlk kitapta da çok beğenmiştim, bu kitapta da çok beğendim. Anlatımı gerçekten güzel, özellikle de asıl gereken sahnelerde duyguyu güzel şekilde veriyor. Sadece üçüncü kişi anlatımı olduğu için her karakterin duyguları açık bir şekilde gösterilebilecekken Iris ve Roman dışında pek önemsememiş bence. Onları daha açık yazsaymış daha güzel olurmuş. Biraz da Iris’ten bahsedeceğim. Özellikle de her yerin çok iyi dövüşen ve silah kullanan, küfür eden, birini öldürmekten ya da yaralamaktan çekinmeyen ve baskın olan “güçlü” kadın karakterlerle çevrildiği bu süreçte Iris bence bir kadın karakterin bu özelliklere sahip olmadan da güçlü olabileceğini gösteren en güzel örneklerden biri. Küfür etmiyor, fiziksel olarak güçlü değil, dövüşmeyi bilmiyor, silah kullanmayı bilmiyor, o kişi kötü biri olsa da birini öldürdüğünde etkileniyor. Üstte bahsettiğim şeylerin hiçbirine sahip değil ama zeki, cesur, hırslı, kararlı ve duygusal olarak güçlü biri. Mesela ilk kitapta abisi savaşa gidiyor, annesini kaybediyor, köşe yazarlığı pozisyonunu alamıyor, parası yok, doğru düzgün arkadaşı yok. Bunların hepsi üst üste geliyor ama Iris bunların kendisini yıkmasına izin vermiyor. Kendini toparlıyor; neyi istediğini, onu neyin mutlu ettiğini düşünüyor; yeni bir hedef belirliyor ve bunu takip ediyor. Bu onun duygusal olarak güçlü biri olduğunu gösterir. Hedefi de aslında oldukça tehlikeli. Cepheye yakın bir kasabaya gidiyor, orada savaş hakkında çekinmeden yazıyor ve hatta cepheye bile gidiyor. İkinci kitapta tüm tehlikelere rağmen yine sivillere yardım etmeye devam ediyor. Bu cesaretini gösterir. Hedeflerine ulaşmak için uğraşması ve sonuna kadar pes etmemesi, ikinci kitapta yaptığı planlar da zaten hırslı, kararlı ve zeki biri olduğunu gösteriyor. Ha, kimse de Iris’e gidip “Sen hayatımda gördüğüm en zeki kişisin.” demiyor. Tüm aptallıklarına rağmen kendisine böyle denilen karakterler gördüm de :). Bu yüzden Iris benim bu seriye olan sevgimden de tamamen ayrı olarak çok sevdiğim bir karakter. Roman’a gelirsek onun için de pek farklı şeyler söylemeyeceğim sanırım. Şu sıralar herkesin bayıldığı Rhysand, Kai, Kingfisher, Xaden gibi; herkesin ölü bittiği tarzda bir karakter değil kendisi. Küfür etmiyor, karanlık bir havası yok, kaba değil, sürekli flört etmiyor, aşırı uzun ve kaslı değil, aşırı iyi dövüşmüyor ve silah da kullanmıyor, yüzünde sürekli bir sırıtış yok, gölge güçleri de yok (Booktok dilinde bir “shadow daddy” değil yani). Görünüş ve davranış olarak – en azından benim için – çok normal biri. İlk kitabın başında kendisi babası sebebiyle istemediği şeylere zorlanıyordu ve çekingen, başını eğen bir karakterdi ki bunu anlayabiliyorum da. Ama sonrasında Iris’ten etkilenerek babasına karşı çıktı ve kendi yolunu çizdi, özellikle de Iris için kendisi de tehlikeli bir hedefe doğru yola çıktı. Oradayken Iris’i korumak için elinden geleni yaptı. İkinci kitapta çok tehlikeli olmasına ve Dacre’a ihanet etmesi anlamına gelse de Iris’e ve tüm o insanlara yardım etti. Sonunda bizzat gerçek düşüncelerini Dacre’a da söyledi. Bunların hepsi cesarettir, hırstır, kararlılıktır. Bu yüzden Roman’ı da bu seriye olan sevgimden ayrı olarak çok seviyorum. Aslında seriyi bu kadar sevmemin en büyük nedenlerinden biri bu iki karakter (doğal olarak :D). İlk kitapta benim için Roman biraz daha öne çıkmışken bu kitapta Iris kesinlikle daha öndeydi. Çünkü ilk kitapta karakterler hep birlikteydi ve ilişkilerini okuduk, Roman da bu konuda daha baskın yazılmış. Bu kitapta yan yana oldukları sahneler cidden azdı, olay daha ağırlıklıydı ve Iris bu konuda daha baskın yazılmış. Attie zaten harika bir karakter. Onun da cepheye gidip savaş hakkında yazması, askerlerin tahliyesinde sonuna kadar yardım etmesi, yasak olmasına rağmen kemanını çalmayı bırakmaması yine cesaretini, gücünü ve hırsını gösteriyor. Tobias diye bir karakter girdi bir de bu kitapta. Onun hakkında söyleyeceğim pek bir şey yok ama yine çok sevdiğimi söyleyebilirim. Özellikle de tazılarla 1v3 attığı sahne harikaydı :D. Başka diyecek bir şeyim yok. Genel olarak beğenerek okuduğum bir kitap oldu ama ilk kitabın yanında sönük kaldı (İlk kitap muazzamdı zaten). O tüm zamanların favorilerinden biriydi ama buna sadece iyi derim, hatta biraz ortalama kalıyor. Özellikle bayıldığım bir şeyi olmadı, karakterler zaten bahsettiğim kişiliklerini ilk kitapta gösteriyorlar. Özellikle de o sondan dolayı keşke unutsam dedim yani. Çok daha iyi bir devam ve final kitabı olabilirdi. Mükemmel bir seri olabilirdi. Şimdiyse bir yarım kalmışlık var. Sadece ilk kitabı okumuş olduğum sıralarda seriyi hatırladıkça çok mutlu oluyordum ama bundan sonra aklıma bu kitap, bu son da gelecek ve... Off içim çok buruk. Hiç mutlu bile olamadım diğerleri için. Bir de bu kadar sevdiğim bir seriyi bitirmiş ve bir daha okumayacak (ilk defa en azından) olmanın gerçeğiyle yüzleşmem gerekiyor :'D (bitirdiğim ilk seri de).
Sonsuz YeminlerRebecca Ross · Olimpos Yayınları · 2025564 okunma
··
1.272 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Incelemenizde gerçekten kalbimden geçenleri yazmışsınız. Bende tam da o iki sebebten puan kırdım. Yani koskocaman tanrıyı dövüş bile bilmeyen biri öldürüyor. Bu kadar uçuk birşeyi yazmış ama Forest ve Sarahı öldürdü. Sinirden patlamıştım
Irmak
Gönderi Sahibi
Yazarlar ve oradan buradan çıkardıkları gereksiz dramları😔👍🏻
Belki okurum diye incelemenin başlarını okudum sadece ama ilk kitabı beğenmeme rağmen yine de seriye devam edesim gelmiyor bir türlü, Roman'ın her şeyi unuttuğunu duyduğumda iyice dedim yok kalsın falan diye😔
Irmak
Gönderi Sahibi
Rümeysa BALÇIN Rica ederim (✿•‿•)