Feminist tiyatroda aşk, kadının edilgenleştiği geleneksel anlatıların aksine, kadının özneleşme sürecinin bir parçası olarak yeniden inşa edilir. Aşk artık yalnızca kadının bir erkeğe bağlılığı değil; kendi arzularını, sınırlarını ve özgürlüğünü tanıdığı, çoğu zaman çatışma ve direnişle yoğrulmuş bir farkındalık hâlidir. Sahnedeki kadın karakter, aşkı bir mahkûmiyet değil, öz benliğiyle hesaplaşma ve yeniden doğuşun sahası olarak yaşar. Bu bağlamda aşk, patriyarkanın dayattığı rollerin dışına taşan, kadının kendine doğru yürüyüşünde dönüştürücü bir güçtür.