72 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Bir durum hikâyesi yazarı olan Anton Çehov’un okuduğum ilk kitabıdır Altıncı Koğuş. İlk defa bu sene tanıştım Çehov’la. Dilini, üslubunu beğendiğim önemli bir yazar oldu özellikle okuduğum eserinden sonra.

Kitabımız bir Rus kasabasında geçiyor. Bu kasabının kendine ait küçük hastanesinde. O küçük hastanedeki Altıncı Koğuşta bulunan akıl hastalarıyla. Koğuştaki beş kişiyle. Özellikle İvan ile. (üzerimde hâlâ Nazan Bekiroğlu esintileri var :D)

Bir de doktorumuz var. Bir din adamı olmak istediği halde babasının zoruyla doktor olan doktorumuz. Babasının isteği üzerine doktor olduğu için halinden pek de memnun olmayan doktor. Kasabadaki bu kötü hastanede doktorluk yapan Andrey Yefimıç.

Biraz spoiler var buradaa:

Önemli karakterler bu ikisi. Bu ikisi bir gün Altıncı Koğuş ’da karşılaşırlar ve sonra doktor İvan’a karşı bir yakınlık hisseder. Üniversite görmüş İvan’ın görüşleri, söylemleri onu etkiler. Sonra bir de Mihail Averyanıç var. Postane müdürü ve doktorun yakın arkadaşı Mihail. Yine Mihail, doktorun hastaneye yatmasına göz yuman…

Kitaptaki en sevdiğim bölümler doktorla İvan’ın konuşmaları oldu. İvan’ın bazı sözlerinde, kendimi buldum. Özellikle "Doya doya, delicesine yaşamak istiyorum ben!" diye haykırması bana İvan ile benim ortak bir yönümüz olduğunu düşündürttü. İvan bir akıl hastanesinde bir mahkûm gibiydi, ben ise kendi yaşamımda hiçbir şey yapamayan özgür bir mahkûm. Tüm bunlardan sonra tekrar belirtmeliyim ki bu kitap gerçekten iyi ki okudum dediğim kitaplardan biri oldu benim için. Eserle tanışmamı sağladığınız için sizlere teşekkürlerimi sunuyorum :))